23 Nisan Şiirleri

28 Kasım 2011 Şiir - Şiirler


Günün Fırsatı

23 Nisan Şiirleri

DÜNYA ÇOCUK BAYRAMI

Kiminin saçı siyah,
Kiminin saçı sarı…
Ankara’da buluştu,
Dünyanın çocukları.

Her Yirmi Üç Nisan’da
Tekrarlanır bu olay.
Buluşma nedenini,
Açıklamak çok kolay.

Bu kocaman dünyada
Ülke sayısı çoktur.
Oysa ki hiç birinin
Çocuk Bayramı yoktur.

Dünyanın çocukları
Yurdumuza koşuyor,
Her Yirmi Üç Nisan’da
Cıvıldaşıp coşuyor.

Türkiye konuklarla,
Kalpler sevgiyle dolsun.
Dünya Çocuk Bayramı
Herkese mutlu olsun!

~~

23 NİSAN

Bu ne duru sabah, ne temiz hava,
Geliyor her yandan Nisan kokusu.
Sevinçten deliye dönmüş her yuva,
Sarmış gönülleri vatan duygusu.

Gelincikler gibi al al bayraklar,
Evlerden sarkıyor, gökler de dolu.
Nabızlar pek hızlı, coşkun yürekler,
Sanki aslan bugün her Türk’ün oğlu!

Şu mini miniler tombul yanaklı,
Yerlerinde bile duramıyorlar.
Hepsinin elleri çifte bayraklı,
Gözlerinde şimşek şimşek sevgi var.

Yeniden oluyor her şey, yeniden,
Yanıyor Atatürk içimizde bak!
Atatürk, bu kara günü ak eden,
Atatürk; andımız, en kutlu sancak.

Eğlenin yavrular, gülün çocuklar.
Coşsun gönlünüzde Türklük duygusu.
Havanın bile bir coşkun hâli var,
Her yönden geliyor nisan kokusu.

Hasan Lâtif SARIYÜCE

 

~~~

 

ATATÜRK ÇOCUK OLMUŞ

Çocuk Bayramı’nda
Gelmiş katılmış aramıza,
Atatürk çocuk olmuş bakın:
Sallanıyor salıncakta!

Gülüyor gözlerinin içi,
Gülüyor,
Gökler, denizler kadar mavi.
Diyor ki: “Çocuklar, ben verdim size
Bayramların en güzelini”.

“Dilerim, yurdumun çocukları,
Tüm çocukları dünyanın
Gülüp oynasınlar bugünkü gibi;
Acıda, sevinçte kardeş olsunlar…
Çınlasın yeryüzünde barış türküleri”.

Aziz SİVASLIOĞLU

 

~~

 

HOŞ GELDİN 23 NİSAN

Günlerdir yolunu bekledik durduk.
Sen geleceksin diye çiçek açtı.
Bahçelerdeki bütün ağaçlar.
Leylekler yuvalarına döndü.

Toprak ısındı, uyandı karıncalar.
Çoluk çocuk yollara döküldü.
Bugün sevinç içindeyiz hepimiz,
Bayraklarla süsleniyor balkonlar.

Caddelere taklar kuruyor,
Bizim marşı çalıyor bandolar.
Nasıl sevinmeyelim geldiğine?
Okulda bayram, evde bayram, sokakta bayram…

Hoş geldin 23 Nisan!
Sana gözlerimizden sevinç,
Bahçelerimizden bahar getirdik.
Bari hemen bitivermese bu yolculuk…

Seni kucaklamaya geliyor bugün,
Köyler, şehirler dolusu çocuk.

ŞÜKRÜ ENİS REGÜ

 

~~

 

Atatürk’ten Hediye

Çocuk bayramı bize,
Atatürk’ten hediye.
Şenolsun hepimize,
Meclis açıldı diye.

Haydi, koşun çocuklar,
Bayrakları asmaya.
Birazdan çıkacaklar,
Al bayraklar semaya.

Unutmadık biz dünü,
Yarınlar umut dolu.
Atam seçti bu günü,
Herkese olsun kutlu.

Bizlere iyi bakın,
Atatürk’ün gözüyle.
Birer meşale yakın,
Buluşturun iziyle.
~~

 

23 Nisan’ı Kutluyorum -

 

Gelin çocuklar gelin,
Bayram var bugün,
23 nisan için,
Kuralım şenlik düğün.

El ele tutuşalım,
Türküler söyleyelim,
Ellerimizdeki bayraklarla,
Kent kent dolaşalım.

Bugünün çocukları,
Yarının büyük insanlarıyız,
Çünkü Cumhuriyeti;
Bizler yaşatacagız…
~~

 

DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ
rengimiz farklı olsun,
ayrı olsun dilimiz.
ne de olsa dünyamız,
ortak gezegenimiz.

aynı kıtadan gelip,
hep el ele verelim.
büyüklere barışı,
gelinde biz gösterelim.

silahlar gece olsun,
çiçekler ise gündüz.
kimleri çoktan sildik,
hep bir olsun gücümz.

aç kalmasın çocuklar,
şu üç günlük dünyada.
bir dilim ekmeğini,
gel bölüş lokma lokma.

sevgi ve dayanişma,
ortak ilkemiz olsun.
sağlıklı ve özgürce,
gönüller sevgi dolsun.

Beytullah Hatoğlu

~~

 

23 nisan

Yirmi Üç Nisan geldi,
Dalgalansın bayraklar.
Bayramı ağaç bildi,
Kıpırdandı yapraklar.

Hakkındır güzel çocuk.
Oyna, sevin, hiç durma.
Şenlensin dört bir bucak,
Çalınsın davul, zurna.

Tutuşalım el ele,
Bir yere toplanalım,
Atamıza bak hele:
Tekrar tekrar analım.

Kıymetini kim bilmez,
Eşsiz güzel vatanın
Ruhuna leke gelmez,
Bu toprakta yatanın.

Okulumuz süslensin,
Bayrağımız yükselsin.
Koredeki şehitler
Bugün bayrama gelsin.

Bakma küçük çağına,
Sen, kahraman bir ersin,
Tanrı Türk çocuğuna
Çok bayramlar göstersin.

 

 

19 Mayıs Şiirleri

23 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

19 Mayıs Şiirleri

19 MAYIS

Samsun’da o gün doğdu
Türk’ün eşsiz güneşi,
Arasalar bulunmaz
Dünyada onun eşi.

Bütün yurt inliyordu,
Vatan gidiyor diye.
O sanki Türk yurduna
Gökten geldi hediye.

Samsun, Sivas demedi
Bütün yurdu dolaştı,
Türk’ün bu öz evlâdı
Vatanla kucaklaştı.

Bin dokuz yüz on dokuz
Türk’ün temel taşıdır.
Ardından gelen savaş
İstiklâl Savaşı’dır.

Temiz Türk gençliğine
Armağan olsun diye
Bu büyük ve şanlı gün
Bırakıldı hediye.

Ramazan Gökalp ARKIN

~~

19 MAYIS’TA DÜŞÜNCELER

Sen, geceyi gündüze katan
Kaputa sarınıp karda yatan
Sen, müstesna ölümsüz kahraman
Çanakkale’nin çelik kalesi
Sen, düşmandan kaçılmaz, diyen
Bir avuç, cephanesiz, keşif koluyla
Dağ gibi zırhların karşısında duran
Duru durup, Dumlupınar’da
Turnayı gözünden vuran
Çarıksız, tüfeksiz, ekmeksiz
Kağnıyla, Ayşeyle, Fatmayla
Ordulara Akdeniz’i gösteren
Senin yolundayız bugün de…
Yorulmaz Usanmayız
Yenilmeyiz, dönmeyiz
Senden aldık ışığımızı,
Gökte bile kalmasa bir kıvılcım
Yine sönmeyiz.
Gözlerin güneş bize,
Sözlerin ateş bize,
Bir kavuşturdun sevdiğimize,
Hürriyet, vatana.
Bugün 19 MAYIS
Senin yolundayız.
Dönmeyiz bir adım sağa, sola,
Dönmeyiz bir adım geri.
Hep aynı heyecanla görüyoruz seni
At üstünde,
Parmağın ufukta
“-Ordular, Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!”
Hep böyle görüyoruz seni,
Hep aynı heyecanı taşıyoruz,
Hep aynı heyecanla
9 Eylül’de İzmir’e girer gibi
Yaşıyoruz.
Hep dev gibiyiz
Hep aslan gibi,
Şimdi hep senin gibiyiz.
Kimse yan bakamıyor artık bize,
Hattı müdafaa yok,
Sathı müdafaa var.
Edirne’den Kars’a,
İzmir’den Rize’ye kadar
Akdeniz’den Karadeniz’e,
Yalın kılıç,
Kükremiş,
Bekliyoruz.
Bugün elle tutuyor, gözle görüyoruz
“^Yurtta sulh, cihanda sulh” dediğini.
Dumlupınar’da yatıyor şehitler,
Her gün gidip geliyoruz
Senden onlara mekik dokuyoruz.
Silah çatıyor, süngü takıyoruz…
19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığın gibi heyecanla
Her yıl okuldan çıkıyoruz.
Biz de sen olduk şimdi
Her köyde, her okulda, her fabrikada
Cumhuriyeti emanet ettiğin
GENÇLİK VAR!…

Gönderen: Uğur YİYİT

~~

19 MAYIS GENÇLİK MARŞI

Bir şerefli milletin şanlı çocuklarıyız.
Kalplerimiz, nabzımız, vatan diyerek atar.
Ayrılmadan yürürüz, aynı yolda erkek, kız.
Ruhumuzda ateş var, göğsümüzde iman var…

Vücudumuz yay gibi, bacaklarımız çevik,
Kalplerde cumhuriyet, başımızdadır bayrak,
Bir emanet taşırız, Ata’mıza söz verdik.
Kuvvetimizi, gücümüzü, kanımızdadır kaynak…

Bilgi ile sporu, yürütürüz atbaşı,
Çalışkanlık, çeviklik atalardan mirastır.
Türk olmanın amacı kazanmaktır savaşı…
Bize ülkü yaraşır, bize hamle yaraşır.

19 Mayıs bizim en kutsal bayramımız.
Tarihlerde var mıdır, böyle bir günün eşi ?
Bu pınardan içiyor, alıyoruz kuvvet, hız,
Bu ocaktan yakıyor bütün gençlik ateşi…

İ. Hakkı TALAS

~~

19 MAYIS

19 Mayıs günü,
Yaşıyor kalbimizde,
Atatürk güneş gibi,
Her zaman içimizde.

Tembellik yasak bize,
Parolamız ileri,
Dünyaya örnek olsun,
Çalışkan Türk gençleri.

Ülkü verir, hız verir.
Bize 19 Mayıs.
Yurdumuzu kurtaran,
Ata’yı unutmayız.

Tembellik yasak bize,
Parolamız ileri,
Dünyaya örnek olsun,
Çalışkan TÜRK GENÇLERİ

F. ELMALI

~~

19 MAYIS

Yol aldın hırçın Karadeniz’de
Umuda ve geleceğe doğru
İnandı sana Türk milleti
Ve uyandı derin uykusundan
İşte bak! geliyor ardından

Başlattığın bir savaştı
Esaretten özgürlüğe,
Karanlıktan aydınlığa ve…

Bir sözün yetti,
İnançla doldu yürekler
Adımlar uygun adım
Yürüyüş başladı Samsun’dan

19 Mayıslar kutlanıyor, kutlanacak
Atam, bu yürüyüş hiç durmayacak

~~

19 MAYIS

Bir gemi açıldı Bandırma’dan Anadolu’ya,
Bir haber salındı Samsun’a, Bolu’ya,
Afyon’a, Sakarya’ya, bozkır içinde Kulu’ya,
Bağımsızlık meşalesi tutuşturuldu 19 Mayıs’da.

Sömürüye, gericiliğe dur denildi,
Topraklarımıza göz koyanlar bir bir yenildi,
Demreler, Çanakkaleler, nice şehit erler anıldı,
Mustafa Kemal Samsuna çıktı 19. Mayıs’da.

Savaştan bezmiş millet yine haykırdı çoştu,
Mehmetiyle birlikte ana, bacı cepheye koştu,
Zalim düşman meydanlarda yenildi şaştı,
Türk milleti tarihe haykırdı 19 Mayıs’da.

Doğudan batıya birer ağ örüldü,
Sana yapılan haksızlık, zulüm görüldü,
Bunca kahpeye bir bir hesap soruldu,
Kurtuluş savaşına adım atıldı 19. Mayıs’da.

Mustafa Kemal gerçek yolu çizdi
Türkiye’nin yarınlarını bir bir sezdi
Tarih onu altın harflerle yazdı
Açılan yaralara su serpildi 19 Mayıs’da

Bağrı yanık yağız yüzlü erler,
Özgürlük uğruna koyuyordu serler,
Buna cihanda görülmemiş olay derler,
Türk yeniden şahlanmıştı 19 Mayıs’da.

Porsuk’ta, Sakarya’da su kanlı aktı,
9 Eylül, İzmir’de düşmanı denize döktü,
Türk genci senin eşin, emsalin yoktu,
Yıktın engeli, aştın dağları 19. Mayıs’da.

Bir devir battı, bir güneş doğdu,
Tüm milleti neşe, sevinç boğdu,
Haksızı haklı yine kovdu,
Biz barışı kurduk 19. Mayıs’da

Atam; emaneti senden aldı Türk genci,
Kendin eşsizsin, her sözün inci,
Tüm dünyaya sen verdin bu bilinci,
Cehalete karşı and içtik 19 Mayıs’da.

Kemalist Türkiye’yi kurduk Anadolu’da,
Atatürkçülük’tü uygarlığa giden yoluda,
Bizim için yalandı, sağıda, soluda,
Biz yeniden uyandık 19 Mayıs’da.

Ey Türk genci! bu gün senin günün,
Sen yaptığın işle hep öğün,
Türk evladısın yoktur senin sonun,
Sonsuzluğa el uzattın 19 Mayıs’da.

19 MAYIS

Coşuyor Karadeniz,
Çarpıyor yüreğimiz,
Açıldı Türk’ün önü,
Bekliyor Ata’yı
19 Mayıs günü.

Ata’m Samsun’a çıktı,
Yumruklarını sıktı,
Kurtuluşa hız oldu.
Savaştı içte, dışta,
Dünyaya yıldız oldu.

Ali ERTAN

19 Mayıs’da Samsun

Bu gün ne güzel Samsun
Güneş daha aydınlık
Genç, ihtiyar, kadın, kız,
Ulusca Samsun’daydık

Bin dokuz yüz on dokuz
19 Mayıs bu gün
Atatürk’ün Samsun’a
Ayak basmıştı bu gün

Kurtuluş Savaşı’nı
Atam bu gün başlattı
Bandırma vapuruysa
Şanlı bir gürev yaptı

Karadeniz Türklerle

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

19 Mayıs 1919 Müjdeli gün,
Türk çocuğu unutma,ne oldu dün.
Türk’ün uyanıp şahlandıgı o gün,
Özgürce yaşamanı sağladı bugün.

Türk’ün Bayrağı karalar bağlamış,
Gitmeden esaret dalgalanmam diyor.
İstanbul Fatihi Mehmet Han ağlamış,
Mezarında Ruh’u yatmam diyor.

Fransızlar Adana benim diyor,
Doganbey Vatan için can veriyor.
Urfa,Maraş ve Antep’te İngilizler,
Namus ve şerefime göz dikiyor.

Yunan Ordusu çıkmış İzmir’ime,
Hançerini saplamak ister Yüreğime.
Antalya ve Konya’da İtalyanlar,
El uzatmış Ay-Yıldızlı Bayrağıma.

Samsun’da İngiliz cirit atıyor,
Ermeni-Rum Türk’ü satıyor.
Irak ve Filistin’i İngiliz almış,
Suriye -Lübnan Fransız’a kalmış.

İngiliz Bayragı Yürekleri dağlıyor,
Evliyalar şehri İstanbul ağlıyor.
Eyüp Sultan’da toplanmış Şehitler,
Başta Gençosman ferman dinliyor.

Ermeni-Rum Çeteleri silahlanmış,
Anne karnında bebeleri Süngülüyor.
İngiliz – Fransız destekli Sülükler,
Türk’ün Kan’ını içerek besleniyor.

Şahin bey Antep’ten seslenir,
Yakışmaz Türk’e Esaret Ar gelir.
Adana’dan Sinan Paşa cevap verir,
Esir yaşamaktansa ölüm hoş gelir.

19 Mayıs 1919 Kutlu sabahında,
Mustafa Kemal’im Bandırma Vapurunda.
Özgürlük Meşalesi tutuştu Samsun’da,
Yayıldı dalga dalga Anadolumda.

Mustafa Kemal’im Bayrak olup,
Esti Samsun’dan Yurdum üzerine.
Zulmün kahredici Güneşi olup,
Doğdu Emperyalist güçlerin üzerine.

Savunmasız Yurdum işgal selinde,
Esaret ölümdür gönül telinde,
Kefen teninde,Şehitlik dilinde,
Toplandı Milletim Ata’nın emrinde.

Ondokuz Mayıs Gençlik Bayramı,
Gençler Sporla kutlar Bayramı,
Atatürk’ün gençliğe büyük armağanı,
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı.

Zulmün sonu,Özgürlüğün başı,
Cumhuriyet yolunun ilk yapı taşı,
Türk’ün kurtuluş umudunun gözyaşı,
Ezilmişliğe başkaldırının sembolü bugün.

19 MAYIS TÜRKÜSÜ

On dokuz Mayıs,
En yüce bayram.
Bize armağan,
Bıraktı Ata’m.

Sağız vatanca,
Kafamız zinde,
Tek bir kitleyiz,
Ata izinde.

Ata’yı sevmek,
Kutsal ülkümüz,
O’na benzemek,
Coşkun türkümüz.

Ata her yerde,
Yol gösteriyor,
Koşun güzele,
Bilime diyor.

Samsun’a O’nun,
Çıktığı bugün.
Vatanda düğün,
Çocuğum övün!

Halim YAĞCIOĞLU

alıntıdır

10 Kasım Şiirleri

23 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

10 Kasım Şiirleri

İzindeyiz

Bir 10 Kasım sabahı daha geldi çattı,
Sirenler uzun uzun, yalnız senin için çaldı,
Tam 71 yıl olmuş senden ayrı kalalı,
Çok özledi seni cumhuriyet’in evlatları

Bıraktığın ilkelerin izindeyiz merak etme!
Kimse bozamaz birliğimizi hiçbir sebeple,
Hep yaşayacak bu vatan Ata’m senin izinde,
Söz veririz her 10 Kasım saat dokuzu beş geçe.

Birkan Soylu – Ankara

10 Kasım şiirleri

Atatürk’üm

Dağlar rüzgarlarında, sular çağlayanında
Yalnız senin adını anıyor Atatürk’üm
Bütün ulus bu anda, bütün tarih bu anda
Öksüz bir evlat gibi yanıyor Atatürk’üm.

Ufuklara yaslanıp boynunu büken güneş
Derdini denizlere dağlara döken güneş
Göğsünü yırta yırta kalbini söken güneş
İçli bir gönül gibi kanıyor Atatürk’üm.

Nahit Nafiz Edgüer

Atatürk’üm

Türkiye’nin ortasında bir şehir var,
Şehrin ortasında bir müze;
Yatıyor orda Atatürk’üm
Vakur, mahzun.

Çeşmeler akmaz olmuş,
Dumanlar tütmez olmuş,
Yıl, bin dokuz yüz kırk dokuz yılıdır,
Şubat ayının on beşi.
Yol uzun, mevsim kış;
Dayan dizlerim dayan,
Uyan Atatürk uyan!

“Ey Türk gençliği” diye başlardı nutku.
Oku, hemşehrim Allah aşkına bir daha oku.
Türkiye’nin ortasında bir şehir var,
Şehrin ortasında bir müze;
Yapısı taştan
Şimdi yatıyor orda Atam,
Yaptıkları destan olmuş.

Rahmi DÖNMEZ

10 Kasım Yolculuğu

Omuzunda bir alev pelerin,
On sekiz kızın işlediği bayrak.
On sekiz numaralı top arabasıyla
Efem, Rasattepe’ ye çıkacak.

Bürümcük gömleği atmış sırtından,
Kurşun tabutları “zırh” diye giymiş.
Selâma durmuş yolunda ağaçlar,
Bayraklar önünde başını eğmiş.

Ağır ağır geçiyor halkın içinden,
Pelerini rüzgarda alev alev.
Eli, kılıç kabzasında olmalı…
Karargâhına gidiyor, sarışın Dev.

Omuzunda bir alev pelerin,
On sekiz kızın göz nuru bayrak.
On sekiz numaralı top namlusundan
Efem, gene konuşacak.

Ziya HANHAN

Atatürk Şiirleri

Ferit Ragıp TUNCOR

Atatürk’üm

Batmayan bir güneşsin,
Dağları aşıyorsun,
Yüreklerde sel gibi,
Çağlayıp coşuyorsun.

Her 10 Kasım sabahı,
Yeniden doğuyorsun,
Kurduğun Cumhuriyetle,
Ebedi yaşıyorsun.

Muharrem DEMİRBAŞ

Kasım Düşüncesi

Ben, uzun boylu kavağım
Bozulmuş telim duvağım,
Kasım rüzgârı alacağın olsun
Ne kuş yuva yapar başıma,
Ne ot biter gölgemde ne yosun
Vay benim garip başıma,
Bir işe yaramadım.

Ben, boz bulanık bir ırmağım
Benden usanmış toprağım,
Her sene Kasım dendi mi
Delirir tekmil kardeşlerim;
Ben de kapıp koyuverdim kendimi
Ötesini aramadım
Ötesini soramadım.

Ben dumanını yitirmiş dağım
Nerde benim dumanlarım,
Hani benim çobanlarım,
Siperdeki askerlerim?
Sisler arasında büyüyen parmağa
Uzanam dedim uzanamadım,
Varam dedim varamadım.

Ben, o geceki bayrağım
Dumlupınar’dan İzmir’e sallanan;
Bakmayın yarıda durduğuma,
Çok şükür
Gönlüm eskisi kadar,
Ne var ki şu Kasım rüzgârına
Göğüs geremedim.

Ben, mavisinden olmuş denizim
Kimseye zararım dokunmaz,
İşte balıkçıların yüzü
Bir ben bilirim çektiğimi
Kıyılarım bile anlamaz,
Öyle korkulu bir düş bu
Yoramadım.

Ben 1933 doğumlu
Ali Osman oğlu Nuri
Erzurum’un dağ köylerinden,
Nöbetçi gelmişem Rasattepe’ye,
Boyun burar ağlarmışam
Elini öpemedim paşam,
Yüzünü göremedim.

Mustafa Necati KARAER

Atatürk İnanmak Gibi

O,

Yurdun göklerinde kocaman bir göz,
Bize bakar bizi görür.
Kışlada, okulda, köyde, kentte
Başımız darda mı kaldı, yol verir
Düşüp önümüze bir ırmak gibi.

O,

Evlerimizin güvercin sıcaklığı,
Üstümüze gerilen kanat.
Bir eli batıya uzanmış
Altında süt beyaz bir at,
Bir rüzgâr, bir bayrak gibi.

O,

Karanlıkların ucunda parlayan,
Çaresizliklerde Ulus’un aklı.
Düşüncelerce özgür, kuvvetli,
Savaş alanlarında haklı,
Savaştığı toprak gibi.

O,

Uyku tutmayan geceleri,
Derdimizle ağrıyan baş.
Korkulu düşlerin serinliği,
Askeri, nöbette üşütmeyen ateş,
Sevgisi, sabaha uyanmak gibi.

O,

Anıttepe’den vuran yürek
Betimiz bereketimizdir bizim.
Çağlar geçse de ölümsüz, gerçek,
Gücümüz kuvvetimizdir bizim.
Sevmek gibi, inanmak gibi.

Mustafa Necati KARAER

Atatürk’e

Sana bağlanmış yürekten
Bütün ulus, oğul, uşak,
Yıllar var ki seninleyiz;
Yıllar var ki senden uzak!

Kimi ak der, kimi kara,
Yuvarlandık ordan ora,
Başımız gelince dara
Anıtkabrin oldu durak!

Her yıl gittin uzaklara,
Yokluğun içimizde yara,
Gösterdiğin amaçlara,
Engel oldu bir bir tuzak!

Sana bağlanmış yürekten
Bütün ulus, oğul, uşak,
Yıllar var ki seninleyiz;
Yıllar var ki senden uzak!

Ahmet KÖKLÜGİLLER

On Kasım Sabahı

10 Kasım sabahı
Bir rüzgâr eser ağır ağır
Anıtkabir’e doğru.
10 Kasım sabahı
Bütün Türklük bu rüzgârdadır.

10 Kasım sabahı
Toprak kımıldanıyor
Bak, dinle!
Deprem değil bu hemşerim,
Gazilerin, şehitlerin akınıdır
Anıtkabir’e.

Bu sabah
Türklüğün bayramı var
Anıtkabir’de.

Atatürk bizim başımızda
Atatürk şehitlerin başında,
Yüzyılların özlemini duymaktayım
Nesiller kucaklaşmasında.

Aydın OY

İstanbul Şiirleri

21 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

İstanbul Şiirleri

İSTANBUL DESTANI
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık, yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş.

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu’da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerde güller tomurcuklanır
Anadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemal’le gider İstanbul’a
Gülcemal’le gelir.

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı’nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır, insafsızca dişi
Boyuna posuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harman dalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı’nda akşam üstü
Yine zevrak-i derunum
Kırılıp kenara düştü
İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoni’yle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı.

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru, buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz.

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz’da
Kimi Fenerbahçe’de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı,
Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı konar gelir direğe
Atılan kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marika’dır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider.

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların.

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesi’nin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur.

İstanbul deyince aklıma
Tophane’de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı bir semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nardan nazikçe çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider.

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm.

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter’e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar.

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli.

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul’u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata’dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar.

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin.

İstanbul deyince aklıma
Sait’in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Sait’e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait’in şiiri.

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer’den gelir Pendik’ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem masa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer.

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu, asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüp’lü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm’ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm’lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm’cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun.

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun’dan Sürmene’den Sinop’tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını.

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinden cüceler emziren acayip memleketim…

Bedri Rahmi Eyuboğlu

~~

İSTANBULU DİNLİYORUM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum…

Orhan Veli Kanık

~~

İSTANBUL IŞIK IŞIK
İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim
kah bir lodos, denizlerden esen
ılık mı ılık.
Kah ustura gibi deli bir poyraz
bırak saçlarını rüzgarlarına İstanbulun
bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz.

İstanbul bulut bulut sevdiğim
kimi beyaz mı beyaz
ince, tül gibi
kimi katran misali kara
bulutları da insanlarına benzer İstanbul’un
inanma sevdiğim, inanma bulutlara.

İstanbul yağmur yağmur sevdiğim
kah ince ince
kah bardaktan boşanırcasına
hele bir yağmur yağmaya görsün
ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
ve yaşanırcasına ölünür.

İstanbul deniz deniz sevdiğim
bir çakır mavi
bir camgöbeği tuzlu su
üstünde irili ufaklı tekneler
kayıklar, yelkenliler, mavnalar
kalleştir denizleri İstanbul’un sevdiğim
İstanbul kadar.

İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
içtikçe içesi gelir insanın
sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
seninle dolaşır, seninle gezer…

Ümit Yaşar Oğuzcan

~~~

YAĞMA
- Ümit Yaşar’a -
Boğaz’ın bir kıyısında, aydınlık
Pencerelerde -her bulutun yolu-
Bir mevsim, seninle başbaşa kaldık,
Yaşadıkdı bir zaman İstanbul’u.
Akan suda kuş gibi gemilerle,
Eski evler ve tenha sokaklarla,
Şarkı gibilerle, düş gibilerle
Sarmaş dolaş… Olmaz gibi bir dünya.
Mutluluklar şehri bir İstanbul’du,
Şiirler, buluşmalar, aşklar… Şimdi
Akşam olan bir gün gibi son buldu;
Ne şiir kaldı, ne aşk, ne beklenti.
Tığ gibi minareleriyle, kendi
Kendisinde güzel, tek, yüce, kutlu
Bir ölümsüzlükler, zaferler kenti
Bugün yenilgilerle, yasla dolu.
Bir songün hali, bir taş taş üstüne;
Hem mide, hem ruhta bir açlık, ejder
Örneği saldırmada dörtbir yöne;
Toz, duman, inilti, akıntılar, çöpler…
Niçin geri geldik bunca yıl sonra?
Batık bir ülkeyi aramak gibi.
İşte gençliğimiz: ta uzaklara,
Çok uzaklara bak. Orada belki.
Ama gizlice bak, olur ki ürker.
Yaşantıdan fazla anılardan kork,
Bize gülümsüyorsa geçmiş günler;
Belki yalandır, belki o bile yok.
Orda elinde bir simitle, ufak,
Süzgün bir çocuk, çocukluğum işte;
Nasıl kaçıyor benden, nasıl bir bak,
Yaban domuzu görmüş gibi düşte.
Boğaziçi, daha sağken gömülmek
İçin dönüşmüş beton mezarlara;
Bir hippi kız, bir deccal, şimdi Bebek
Koylarında ilham, arsız, farfara.
Ölebilirsin ha yol ortasında,
Yanılıp gökyüzüne bakma sakın.
Bir sevi vaktinin bile havasında
Yok artık o mahrem örtüsü aşkın.
O güzelim aşkın vücudu yağma,
Şarkısı ne mahur beste, ne Itri…
Tenekeler çalıp çığlık çığlığa
Yarı bir sevişme, ayaküzeri
Ve ekmek kapanın elinde. Hayat
Haklı değil. Tanrı ve kul ortada.
Darağacında sallananlardan tut
Yargı kürsüsüne kadar yürü, taa…
Herşey değişiyor, kalbimiz bile,
Ama yüzyıllarla besli bir şehir
İnsan yaşamından daha da hızla
Bunca çabuk nasıl yok olabilir?
Hani o masal dünyası yalılar,
Hani o kayıklar ki kızca beyaz,
Hani o kadınlar ki sevdalılar,
Renk renk şemsiyeler altında bin yaz?
Ve o İstanbullular… Doygun, uçuk,
Sanki bir gelecek tufandan haber
Almışlarcasına hep, çoluk çocuk,
Göksel gemilere binip gitmişler.
Gidiş o gidiş… Ve kimbilir kaç yıl
Bu göç, fakiri, zengini elele
Usulca… Ve artık hiç… Hayal meyal
Görünmüyorlar bulutlarda bile…
Kurabilir misin tekrar, düşünsen?
Hayallerimizi bile yitirdik;
Dağılmış bir sofra bu, bitti şölen.
Sona kalmışlarsa biz gibi yenik.
Ne kadar yalnızız şu akşam vakti,
Bir selam bile yok artık verilen;
Anlamsız turistler gibiyiz şimdi
Kapalıçarsı’da sen, Köprü’de ben.
Söyle her doğruyu bilen güzel’im,
Sulara vurmuş gökyüzü mü? Neydi?
Uzanıp yıldızları tutsa elim
Bulur muyuz yeniden o cenneti?
Ruhumuz Boğaz’da, o eski yerde,
Yeni akımları umursamadan,
Bir hayalet gibi pencerelerde
Ne denli beklese de.. Hiç bir zaman.
Bir Tanrı ve tarih güzeli, tabu;
Güneş ve sular mucizesi, bir giz…
Her zaman sonsuz elbet, İSTANBUL bu.
Körelen belki de biziz.. Kalbimiz…

Ahmet Muhip Dıranas

~~

İSTANBUL’U ÖZLEDİM
İstanbul’dan ziyade
İstanbul’u özledim
Tertemiz, saf ve sade
İstanbul’u özledim.

Gönül öksüz bu gece
Efkarlıdır her hece
Hasreti bile yüce
İstanbul’u özledim.

Nefes nefes aradım
Dert çekmeye yaradım
O’nda kaldı muradım
İstanbul’u özledim.

Ey masum bakışlı yar
Gözünde İstanbul var
En az gözlerin kadar
İstanbul’u özledim…

Uğur Işılak

Kısa Şiirler

21 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

Kısa Şiirler

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin…

~~

Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz

~~

Buz tuttum,kımıldamaz oldum,dondum
Baharı bekledim zamanla soldum
Kalkmaz oldu karlar üzerimden
Kardelenleri bekledim,açmaz oldular
Umutlarıma kokular saçmaz oldular
Küstün mü kardelenim?
Güneş ısıtmadı mı seni?
Benim gibi darda mısın?
Yoksa sen de çıkmazda mısın?

~~

Elveda deyip hayatından çıkmayı
senin kadar kolay söyleyemedim
arkamı dönüp gitmeyi
senin gibi beceremedim
başka çarem kalmasa da bu aşk için
yaşadıklarıma saygımdan
gözlerine bakarak
dinmeyen fırtınalar ardından
fısıltıyla gelen en sözüm olur ELVEDA

~~

Aklım seninle olmaz diyor
bir kez daha üzülmek istemiyor
ömrüm hep seni beklemekle geçti
verilecek son bir şans kalmadı bizim için
yinede kalbimle aklım savaşıyor
yıkıntılar kırık parçalar uçuşurken kalbimde
ben sessizce bekliyorum savaşın galibini
aldığım nefes gibi alışmışken sana
gitmek çok zor olacak biliyorum

~~

Hayatımda hiçbir sözcükten
Bu kadar nefret etmedim ben
Ve hiçbir sözcüğü telaffuz etmedim
Bu denli içten
Neden diyeceksin bu nefretin
Sebebi sensin
Evet sen,
Beni keşkelere mahkum eden.
Sen bunun farkında bile değilsin
KEŞKE farkında olabilsen

~~

gidiyorum bu şehirden
Yarınlarımı seninle yaşadıklarımı …
Her şeyi geride bırakarak
Sensiz gidiyorum…..
Geride sana solmuş bir gül,
Kırılmış bir kalp bırakarak,
Belki de bir daha dönmemek üzere…

~~

gitme gitme dur diyemedim
günahım dududaklarımı kapamışken
seni bulduğumuma tanrıya dua ederken
sana söyleyemediğimi artık sende biliyorken
gitme dur gitme diyemedim
böyle olsun istemezdim deken bile
sensizlikk genzimi yakıyor
senden tek kalan sensizliğim
sensizliği kalbimin bedenimle çarpan heryerine
işledim takii bedenimde kalbimin atışları duyulmayana dekk
gitme gitme diyemedim

~~

Umutlarımı bana bırak.
Yalnızlığımı al götür uzaklara
boşalan yere bir yudum sevgi koy.
Ölümümü bana bırak
sevgilerimi de Ve çocukluğumu
Ve de şiirlerimi de.
Yenilmişliğimi al götür sonzuza
yerine bir direniş koy ucunda zafer olsun

Bir ecel olsa da ayrılığımız
Bir ömür sürse de pişmanlığımız
Koca bir mazi var yaşadığımız
Geçmişe her zaman saygı duymalı..

~~

Yırtılmış olsa da resimlerimiz
Yabancı olsa da isimlerimiz
Nefrete dönse de sevgilerimiz
Yine de o aşka saygı duymalı
Sevenler her zaman bir dost kalmalı..

~~

Duydum da inanmadım
Aşka gülüp geçmişsin
Benimkisi aşk değil
Bir oyundu demişsin
Zafer senin zaferin
Eser senin eserin
Sevin ey zalim sevin
Bak bir erkek ağlıyor..

~~

Bana bunu yapmayacaktın
Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni
Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin
Ve öylesine gururlu bitişin.
Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu
Erken düştü masken yüzünden
Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil
Bir hiçtin
Görüyorsun işte
Gittin
Ve de bittin…

~~

Bana bunu yapmayacaktın
Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni
Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin
Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni?
Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?..

~~

Artık
Adın ihaneti çağrıştırıyor bana
Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini
Söyle
Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun
O acımasız hançerini? ..

~~

Bil ki
Bundan böyle
Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana
Yaklaşmam yasak
Dokunmam yasak
Ve ömrümce
Sarılmam yasak sana!..

~~

Ayağım ayağıma dolaşır sonra
Gözlerim büyür büyür, kocaman olur
Bakarsın dilim tutulur, hiç konuşamam
Bana gel deme! İşte resimlerine bakıp avunuyorum
Hayallerim yetiyor bana ne güzel
Zaten ölesiye hasretim aydınlıklara
Ve bitimsiz bir özleyiş bendeki
Kanatlanabilirim, uçabilirim belki
Bana gel deme! Aklımdan çıkmıyorsun
Sensiz bomboş bu hayat
Susma öyle ne olur
Bana kendini anlat..

~~

Aşkımızdan kime ne
Sevdamızdan kime ne
Başkasından bana ne
Ah benim nar çiçeğim
Canım ipek böceğim
Meraktan öleceğim
Bana kendini anlat..

~~

Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden
Her yerde, her zaman onsuz edememek
O en tatlı hayal, en büyük gerçek
Anlarsın taşan o, günlerden gecelerden

~~

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi?

~~
Bütün yollar
aşktan geçiyor, görüyor musun?
Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
O çizgiden başka bütün çizgiler
Aşkı tüketmede Her düşünce aşka teğet geçiyor
Tanığı çizgiler var olduğumuzun
Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

~~~

Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarım öbür yarımı

~~

Ne bir anlayışlı el,ne bir dost bakış
Biraz ümit,biraz hayal sonra aldanış
En güvendiğimiz tepelere kar yağmış
Deniz o deniz değil,dağlar o dağlar değil…

~~

En ağır işçi benim;
Gün yirmi dört saat, seni düşünüyorum.

Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde
Cümle düşmanlarımı affettim
Yediğim meyvalardan
Kokladığım çiçeklerden af diliyorum

~~

Sana bir rüzgar getireceğim
Dağlardan, tepelerden
Gitme, sana zamanı getireceğim
Zamanın bittiği yerden Nice nice acıları aklına getir
Bunca yoksulluğu aklına getir
Gözyaşlarını aklına getir
“GİTME KAL” var yok dinlemez bir çocuk isteğidir
Gitme aklına getir

Hayat Şiirleri

20 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

Hayat Şiirleri

Tam Zamanında Yaşamak 

Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’ in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.

Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…..

Can Yücel

~~

Hoşgörü 

Dava adamları bundan hoşlanır
Mevlanadan bize ilham hoşgörü
Her hayıra bismillahla başlanır
Huzur islamdadır emri hoşgörü

Bazıları bunu hayal sansada
Nefsime dokunup canım yansada
Abdal deyip benim sırta binsede
Sırtımda taşırım derim hoşgörü

Hoşgörüden geçer islamın yolu
Hoşgörüyle yaptı bir sinek balı
Hoş görmezsen Ömer vardır vebali
İbret al arıyı hikmet hoşgörü

Ömer Ekinci Micingirt

~~

Adın Bahardı 

Kente yanlızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın bahardı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın bahardı

Yılmaz Erdoğan

~~~

Bu Yol Nereye Gider 

bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan once
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

Yılmaz Erdoğan

~~~

Sen Sebep

korkutma beni
bu yaşlı başsız kelli felsiz halimle
gereğinden ziyade güzelsin zaten aklımı çelme
takma fikrime aksak ritimler
o havaya ayarlı değil bu yelken bu gemiler
kimin rastlantısı benim başıma geldi bilinmez
ummandır ıslak aksak girilmez
kapma kutusunu cahil ömrümün
açılır da içinden boş bir hayal çıkar seçilmez

daha bu yağış bir şey değil
sen bir de acıklı halimi gör
ürkünden derin soyulur farkına varmazsın
suda balık nasıl aymayı bilmez
su da balık da
hangi denizin neresindedir ayırmaz
böyle bir sevmek vardır
ve birçok er mektubunda görülmüştür

yok kadınlara aşık olanların işidir şiir
kirlidir yakası gömleklerinin
boyuna boyna fular papyon istemez
şairin boğazı darboğazdır
boğazın en inceldiği yerden solur

gülme üstüme kaçacak yerim yok
gelme yareme yarın veya başka seyir
tarih tevellüt iklim cetvel yok

saçlarında bulunabilir
bazı kayıp kentlerin
yakışıklı cesetleri
bir ağıta asılı kalır
infaz gibi
acılı çağların

yeri geldi diye ağlıyorum
yoksa hiç aklımda yoktu
gidenler gelirler
her gece yalnızlığıma
halleşir vedalaşırız
bir merhaba saflığında
kalanlarda kalmışya aklı gidenlerin
hep eski haberler arıyorlar
günlük taze gazetelerde
ve yalanlar kalanlara kalıyor
nasılsa gidenler gerçeğin olduğu yerde

sebebim sensin
bu mürekkep balığı
bu bukalemun
bu kalem
yokluğun
her şeyi sorduğum hayat
beni rahat bırak!

her evin kilerinde toz içinde kitabı
ölülerle konuşma sanatının
grev var ansiklopedilerin bazı sayfalarında
süresiz olarak açıklamıyorlar
bazı ideolojileri
sözlüklerin bazı sapa harflerinde
işi yavaşlatma eylemi
beş saati buluyor anlamak
bir sözün etnik kökenini
bütün bunların sebebi sensin
asla hatırlanmayacak bir rüyanın
ortasında
elinde derin bir uyku kokusu.

Yılmaz Erdoğan

~~

Ölüm Ne ki? 

Doğduğum gün başladım ardından koşmaya
Önce emekleyerek sonra çocuk adımlarımla
O benden kaçtıkça ben ona koştum
Yaşam değimliydi ki-
Ölüme varışa bir uzun koşu

Bir kelebeğin ömründe yeşerir-
Ölümün sonsuzluğu.

Kanat çırptığın an kadar varsındır
bir sevgilinin gözlerine Bakacak kadardır bazen.

oysa sevda:
Karışılıksız sevginin teni kadar sıcakmış
Gözlerinde büyütmeye değmezmiş
Anımsadığım titreyerek bir kaç sarılıştan
Gözlerin kadar büyük/ yüreğin kadar küçükmüş

Her sevgiden bir ömür çıkardım
Geriye kocaman bir hiç kaldı
Anladımki sevgili
Bir kelebeğin yaşama doyamadığı an kadar hayat..

Abdullah Oral

Gurbet Şiirleri

18 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

Gurbet Şiirleri

Gurbet – Şiiri

Başımda bir deli sevda
Dolaşırın gurbet gurbet
Yanar şu yüreğin narda
Dolaşırın gurbet gurbet

Zalim gurbet olmasaydı
Bağda gülüm solmasaydı
Bülbül dalına konsaydı
Gezer miydim gurbet gurbet

Özlen özlem olur gözüm
Küllenmiş yanmıyor közüm
Ağıt olmuş her bir sözüm
Dolaşırım gurbet gurbet

Garip bir hal gelir başa
Güllerim tutulur taşa
Bülbül feryat eder boşa
Dolaşırım gurbet gurbet

Vurguni ahvalin söyler
Dil matemde yürek neyler
Akar gözlerimden seller
Dolaşırım gurbet gurbet

Abdullah Oral

~~

Gurbet Diyor – Şiiri

Türkülerde feryat eden
Sözler gurbet gurbet diyor
Uzaklara dalıp giden
Gözler gurbet gurbet diyor

Hasretin yürek yaktığı
Yaşın sel gibi aktığı
Gidenlerin bıraktığı
İzler gurbet gurbet diyor

Viran olmuş illerinde
Gariplerin dillerinde
Aşıkların ellerinde
Sazlar gurbet gurbet diyor

Sevdiğine varamamış
Doya doya saramamış
Yuvasını kuramamış
Kızlar gurbet gurbet diyor

İbrahim der bizi yutmuş
Umutları yosun tutmuş
Artık gülmeyi unutmuş
Yüzler gurbet gurbet diyor

İbrahim Yavuz

~~

Gurbet El – Şiiri

Beni ettin otağımdan yurdumdan
Ne demeli sana bilmem gurbet el
Hasretin bırakmaz gezer ardımdan
Hastayım kasvetten gülmem gurbet el

Rüyalarda Micingirt’te gezerim
Karabasan sabahlarım gurbet el
Kaf dağından köye mektup yazarım
Zehir oldu yataklarım gurbet el

Ömür gitti bahar gitti kış gitti
Sevdalarım heba oldu gurbet el
Amcaların mezarında ot bitti
Hülyalarım dibe vurdu gurbet el

Bizde büyüklere hürmet varidi
Burda moruk olmuş baba gurbet el
Nasırlıydı eller rahmet varidi
Çıbanım çok ağır veba gurbet el

Sinem kebap oldu kalmadı ciğer
Duygular köpürdü yine gurbet el
Saçlarım ağardı ak düşmüş meğer
Ömrümü bitirdi Ömer gurbet el

Ömer Ekinci Micingirt

~~

Zor Gurbet..! – Şiiri

Yurttan vatandan çıktık yola,
Nice umudu koyduk bavula,
Çalsın o zurna vurun davula,
Ya ecel sonum yada kovula…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Elveda diyarım elvada sıla,
Katlanmak güç esas asıla,
Boyun eğdikçe oluş hasıla,
Hasret özlemi yaydık asıra…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Neyi yitirdik bak ki ne bula,
Yazanı hüda yaşamak kula,
Değermi hiç üç parçalı çula,
Var ömrü günü huzurla sula…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Uz yaban elde dolduk ağıla,
Kova kazanıyla sütün sağıla,
Yazar söylerim efkâr dağıla,
Bitsin körolası dünyan yıkıla…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Doğa Şiirleri

17 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

Doğa Şiirleri

Ağaç Sevgisi – Şiiri

Kucak açarsın herkese,
Bu dost,şu düşman demeden.
İyilik yaparsın herkese,
Bir karşılık beklemeden.

Güzel yurdumun süsüsün,
Bulutlara dal uzatan.
Kuru,yeşil örtüsün,
Gölge veren,dal uzatan.

Ne kadar çok çeşidin var,
Elma,armut,meşe,kavak.
Tatsız geçer sensiz bahar,
Sensiz toprak olur kurak.

Yazan: pelin erşin

Bu Doğa Nasıl Doğa

Güneş doğmuş doğudan
İp atlar bizim Nurdan
Dökülür yapraklardan kırmızı elmalar
Sevinç içinde insanlar

Kuş uçar ağaca konar
Ağaç onlarca çiçek açar
Güneş gülümser bulutlara
Bulutlar güneşe gülene kadar

Tabiat ana,Tabiat ana
Ne güzel bu doğa
Ev bile gülümser insana;
İnsanda gülümser doğaya!

Yazan: Nurdan Şeker

~~

KELEBEK - Şiiri

İlkten bir tırtıl
Yerlerde sürünen
Büyür büyür
Bir Bakmışsın
Güzel bir kelebek olmuş

Rengarenk renklerin
Farklı çeşit türlerin
Bazen büyük bazen küçük
İşte o sensin kelebek

Dünya’ya güzellik verirsin
Bitkilere renk saçarsın
Ama bir gün yaşarsın
İşte o sensin kelebek

İlkten çirkinsin
Sonra güzelleşirsin
Dünyaya renk saçarsın
İşte o sensin kelebek

Yazan: Mert Sarper Ayyıldız

~~

ORMANLAR - Şiiri

ormanı temiz tutalım,
yerlere çöp atmayalım,
temiz hava istiyorsak,
ormanları yakmayalım.

bak ormanı yakmışlar,
çakmağı çimene atmışlar,
olay yerinden kaçmışlar,
itfaiye çağırmamışlar.

hayvanlar can çekişmiş,
ağaçlar yere serilmiş,
duman havaya kalkınca,
itfaiye yetişmiş.

itfaiye söndürmüş,
fakat çok geçmiş,
canlılar ölmüş,
köylü üzülmüş.

ağaçlar hava verir,
besin verir,can verir,
bunu bilmeyenler ise ,
bunların sonunu getirir.

Yazan: beyza nur çetin

~~

Doğa - Şiiri

Nasıl gülsün, nasıl gülsün
Doğa sana nasıl gülsün
Hep durmadan tahrip ettin
Doğa sana nasıl gülsün

Denizini kirlettinse
Yeşilini katlettinse
Toprağını mahvettinse
Doğa sana nasıl gülsün

Hep ısınır vermez mola
Bak kuraklık çıktı yola
Çıkmadıysan sahip ona
Doğa sana nasıl gülsün

Durmaz verdi, hep sen aldın
De hadi bana sen ne verdin?
Hep aldınsa vermedinse
Doğa sana nasıl gülsün

Atomu sen yapmadın mı
Tutup ona atmadın mı
Büyük yanlış yapmadın mı
Doğa sana nasıl gülsün

Teknoloji deyip durdun
Ekolojik dengeyi bozdun
Onu çaresiz koydun
Doğa sana nasıl gülsün

Bak buzullar erir oldu
Doğal afetler gelir oldu
Anla artık isyanını
Doğa sana nasıl gülsün

Sanma sana olur köle
Bir baksana kuruyan göle
Döner oldu artık çöle
Doğa sana nasıl gülsün…

Yazan: Aydın İnan

~~

Ağaçla Söyleşi - Şiiri

Bir basit cekirdek dustun topraga
Yagmur yagdi,gunes vurdu yeserdin
Bu ahval’e kendin bile sasirdin
Genc bir fidan oldun sirrin ne agac

Uc senede gok kubbeye ulastin
Uzadinda Agri dagini astin
Cevrene mis gibi kokular sactin
Cok cabuk buyudun sirrin ne agac

Zaman geldi yapraklarin kurudu
Kurtlar yedi bedencigin curudu
Mutlakaki sevenlerin varidi
Yikildin yerlere sirrin ne agac

Dallarini kesip bir,bir yaktilar
Etrafini sarip sinsin sektiler
Kagit yapip bin kiliga soktular
Cok sukut durursun sirrin ne agac

Saz,gitar yaparlar artar kiymetin
Sirtinda gezersin nice sohretin
Kiymetin olmazdi olsaydi etin
Bir deyiver hele sirrin ne agac
~~

Denizi Özleyenler İçin - Şiiri

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
“Bakar bakar ağlarım.”
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili,göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi…
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.
Gemiler gecer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler,damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret

Dini Şiirler

17 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

Dini Şiirler

Derde derman – Şiiri

Sabah çıkarım yola,
Derman ararım derde.
Bakarım sağa sola,
Derman ararım derde.

Düşüp kalkar ağlarım,
Irmak gibi çağlarım,
Ciğerimi dağlarım,
Derman ararım derde.

Her hâlimi gören var,
Dermanını veren var,
Mümin kalbe giren var,
Derman ararım derde.

Şu yara kanar durur,
Ne kapanır, ne kurur,
Sıkıntı başa vurur,
Derman ararım derde.

Hoca, yara var tende,
Çekilmez acı bende,
Deva, derdi verende,
Derman ararım derde

~~

Canlar feda yoluna - Şiiri

Canlar feda yoluna,
Bu can kaygısı değil.
Sen can gereksin bana,
Cihan kaygısı değil.

Canlar içinde cansın,
Bize iki cihansın,
Hem din ile imansın,
İman kaygısı değil.

Yaramı yuyup sildim,
Yaram kimdendir bildim,
Bendeki yâr kaygısı,
Yaram kaygısı değil.

Derman ola mı bana,
Derdim benim kim ona,
Dertli varayım sana,
Derman kaygısı değil.

Ummanlara dalmışım,
İnci mercan bulmuşum,
Cevher olup gelmişim,
Umman kaygısı değil.

Dendi Yunus Emre’ye,
Kervan yok sen nereye?
Ben eriştim menzile,
Kervan kaygısı değil

~~

Ben derviş miyim? - Şiiri

Ey beni derviş bilen,
Neden bana bu alkış?
Dervişlik yaylasında,
Mevsimlerim kara kış.

Derviş diye atandım,
Gece gündüz yatandım,
Ele bakıp utandım,
Benim her işim yanlış.

Günahımı gizlerim,
Yalan yanlış sözlerim,
Döner durur gözlerim,
Anlaşılmaz davranış.

Bazıları tanırlar,
Her söze inanırlar,
Beni uysal sanırlar,
Bendedir her kötü iş.

Ey dostlar, ey yarenler,
Hakikate erenler,
Bu yolda olan hâller,
Yüce Allah’a kalmış.

Kötü söze alındım,
Ulu suçta bulundum,
Yunus Hakk’tan umduğum,
Günahlarımı afmış.
~~

Aşk neymiş - Şiiri

Varını yoğunu atmakmış bu aşk.
Canını Canana satmakmış bu aşk.

Sevenler beraber gezip tozarken,
Bağrına taş basıp yatmakmış bu aşk.

İsteyene balı ve şekeri verip,
Zehirleri kendi yutmakmış bu aşk.

Belâ yağmurları yağarken her an,
Şükür secdesine yatmakmış bu aşk.

Aşktan mahrum olan bu derdi bilmez,
Malıyla denize batmakmış bu aşk.

El âlem yangından kaçıp dururken,
Ateşe kendini atmakmış bu aşk.

Hasretiyle gece gündüz ağlayıp,
Gözlerin şükrünü yapmakmış bu aşk.

Hoca der, kaş ile göze değil bu,
Allah’ın emrini tutmakmış bu aşk.

~~

Rabbimiz anıldıkça - Şiiri

Gönüller aydınlanır,
Rabbimiz anıldıkça.
Hasta gönül nurlanır,
Rabbimiz anıldıkça.

Zor işler âsan olur,
Dertliye derman olur,
Canlara canan olur,
Rabbimiz anıldıkça.

Gamlı gönül şâd olur,
Esirler azad olur,
Okuyan irşad olur,
Rabbimiz anıldıkça.

Kul Rabbi ikrar eder,
Zikrini tekrar eder,
Aşkını izhar eder,
Rabbimiz anıldıkça.

Hoca, elden ümit kes!
Zikret Hakkı her nefes!
Allah bes, bâkî heves!
Rabbimiz anıldıkça.
~~

İmdat eyle Allah’ım - Şiiri

Günah haddi aşıyor,
İmdat eyle Allah’ım!
Bu zavallı şaşıyor,
İmdat eyle Allah’ım!

Namazım kılınınca,
Mezara konulunca,
Melek sual sorunca,
İmdat eyle Allah’ım!

Günaha Settâr sensin,
Zalime Kahhâr sensin,
Affeden Gaffâr sensin,
İmdat eyle Allah’ım!

Defterler dürülünce,
Mahşere sürülünce,
Cehennem görülünce,
İmdat eyle Allah’ım!

Hoca’nın yok dermanı,
Korkup titrer imanı,
Ecel alırken canı,
İmdat eyle Allah’ım!

~~

Yalvaralım Allah’a - Şiiri

Yalvaralım Allah’a,
Düşürmesin bir daha!
Rabbimizden korkanlar,
Kolay girmez günaha.

Bülbül gülüne konar,
Gülün aşkıyla yanar,
Gece gündüz öterek,
Durmaz Mevla’yı anar.

Helal lokma yiyenler,
Mütevazı giyenler,
Elbette mahrum kalmaz,
Rabbim Allah diyenler.

Yüreğimde âhım var,
Sayılmaz günahım var,
Ümidimi kesmem hiç,
Affeden Allah’ım var.

Dergâhına varalım!
El açıp yalvaralım!
Yaramız çok derindir,
Sevgisiyle saralım.

Düşme nefsin peşine!
Yanarsın ateşine!
Dini hemen tebliğ et!
Yoldaşına, eşine!

Hoca, nefsi yeresin!
İsteyene veresin!
Hakk’a ulaşmak için,
Postu yere seresin!
~~

Kibir yüzünden - Şiiri

Kırdım, kırıldım,
Kibir yüzünden.
Boşa yoruldum,
Kibir yüzünden.

Hayale daldım,
Çaresiz kaldım,
Gayet bunaldım,
Kibir yüzünden.

Nasıl edeyim?
Neler ödeyim?
Nere gideyim?
Kibir yüzünden.

Aklımdan oldum,
Sararıp soldum,
Saçımı yoldum,
Kibir yüzünden.

Yıllarca yandım,
Ele dayandım,
Pek geç uyandım,
Kibir yüzünden.

Çatılır kaşım,
Eğilir başım,
Akar gözyaşım,
Kibir yüzünden.

Zarar önlemem,
Dertle inlemem,
Öğüt dinlemem,
Kibir yüzünden.

Hâlim isyankâr,
Dendi günahkâr,
Oldum riyakâr
Kibir yüzünden.

Sohbetten kaçtım,
Nimeti saçtım,
Ele el açtım,
Kibir yüzünden.

Kendimi yaktım,
Çok gönül yıktım,
Benlikten bıktım,
Kibir yüzünden.

Çare ararım,
Olmaz kararım,
Bitmez zararım,
Kibir yüzünden.

Nefsime kandım,
Bir şeref sandım,
Ateşsiz yandım,
Kibir yüzünden.

Yol tuttum ayrı,
Bıraktım hayrı,
Delirdim gayrı,
Kibir yüzünden.

Kin nefret içtim,
Kendimden geçtim,
Zorluğu seçtim,
Kibir yüzünden.

Saplanan oktur,
Sıkıntım çoktur,
Çaresi yoktur,
Kibir yüzünden.

Düşmanla gezdim,
Dostları üzdüm,
Nefsimden bezdim,
Kibir yüzünden.

Gün geçti azdım,
Kuyumu kazdım,
İşimi bozdum,
Kibir yüzünden.

Yola taş koydum,
Kötü söz duydum,
Şeytana uydum,
Kibir yüzünden.

Kırattan indim,
Eşeğe bindim,
Düşman edindim,
Kibir yüzünden.

Gafletle yattım,
Karada battım,
Çok acı tattım,
Kibir yüzünden.

Yurt oldu dağlar,
Gözyaşım çağlar,
Sebepsiz ağlar,
Kibir yüzünden.

Titriyor elim,
Büküldü belim,
Tutuldu dilim,
Kibir yüzünden.

Yoktur yararım,
Yanlış kararım,
Çare ararım,
Kibir yüzünden.

Varımı verdim,
Her şeyi serdim,
Artıyor derdim,
Kibir yüzünden.

Görürken Allah,
İşledim günah,
Hoca der eyvah,
Kibir yüzünden.

~~

Medet Allah’ım - Şiiri

Gafletten uyanamam,
Medet Allah’ım medet!
Ateşe dayanamam,
Medet Allah’ım medet!

Ey canımın cananı,
Dertlerimin dermanı,
Âlemlerin sultanı,
Medet Allah’ım medet!

Yaşarım ölmez gibi,
Ecelim gelmez gibi,
Ölümü bilmez gibi,
Medet Allah’ım medet!

Nefsim dinlemez emir,
Gafletle geçti ömür,
Kalbim sanki bir kömür,
Medet Allah’ım medet!

Saçım başım ağardı,
Günahlar beni sardı,
Kalbim nasıl karardı,
Medet Allah’ım medet!

Bak belim bükülüyor,
Saçlarım dökülüyor,
Gözden fer çekiliyor,
Medet Allah’ım medet!

İşlerim bozuluyor,
Günahım yazılıyor,
Mezarım kazılıyor,
Medet Allah’ım medet!

Köyde, şehirde gezdim,
Nice kimseyi üzdüm,
Yalan dünyadan bezdim,
Medet Allah’ım medet!

Gidilmez yere gittim,
Ömrümü heder ettim,
Hoca der, artık bittim,
Medet Allah’ım medet!

Çanakkale Şiirleri

15 Kasım 2011 Şiir - Şiirler

Çanakkale Şiirleri

Çanakkale geçilmez
Çanakkale bizimdir
Kimseye vermeyiz
Hakkımızla savaşırız
Çanakkale’yi geçirmeyiz

Toprağımızı vermeyiz
Çanakkale’yi geçirmeyiz
Çanakkale geçilmez
Türk oğlu yenilmez

Bayrağımızı koruruz
Nice çocuklar için
Rahat olsun çocuğumuz
Çankkale’yi geçirmeyiz

Nice düşman yeneriz
Çanakkale’yi geçirmeyiz
Kırmızı beyaz bayrağımız
İçin canımızı veririz
~~

Çanakkale Kahramanları
Malım, mülküm
Eşim, dostum
Yarim demediniz
Hiç tereddütsüz
Gidip can verdiniz
Elimde bardağım
Çayımı rahat içebiliyorsam
Çünkü siz orda öldünüz
Daha onbeşinde, onaltısında
Kurşunlara yürüdünüz
Helal edin hakkınızı
Yapabildiğim tek şey bugün
Bir Elhamla, iki damla gözyaşı
Ruhunuz şadolsun
Çanakkale Kahramanları

 Ayşe Adlım

~~

Çanakkale Destanı

Yıl 1915
18′indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı…

Fahri ERSAVAŞ

~~

Çanakkale Destanı
Bir destan yazılmıştı, Çanakkale isminde,
Bin dokuz yüz on beşin, Mart’ın on sekizinde.
O bir destan değildi, masal sayılır destan,
Ölüm kalım savaşı, kurtuluştu kaostan.
Bu savaş milletimin, varlık yokluk savaşı,
Savaşan Mehmetçiğin, koltuğundaydı başı.
Üşüştü başımıza, dünyanın yabanisi,
Her birisi sanki de, cehennem zebanisi.
Mahşeri aratmıştı, o günde Çanakkale,
Kurdular her cephede, etten, yürekten kale.
Haçlı haçın altında, hedef almış hilali
Geldiyse de top yekun, yaşadı izmihlali.
Bir mühür basılmıştı, dünyanın tarihine
Kim ki şehit düşmezse, küserdi talihine.
Düğüne gider gibi, gittiler şahadete,
Koştular seve seve, en büyük ibadete.
Vatan uğrunda canlar, fedadır birer birer
Şehittir o yiğitler, ölmezler diridirler,
Cephedeydi neferi, duadaydı hastalar,
Kimi yetmiş den fazla, kimi çocuk yaştalar.
Semadan yağmur gibi, yağıyorken kurşunlar,
Sevindiler giderken, Allah’a kavuşanlar.
Nerde mal mülk sevdası, canlarından geçtiler
Kurşun kurşun, şehadet şerbetini içtiler.
Ne Yâr var akıllarda, nede çocuk hayali,
Hedef tek, canı verip, yüceltmekti hilali.
Birkaç gazisi kalan, tek savaştır cihanda,
Kanatlanıp uçtular, cennete hep bir anda.
Toprak kan kustu o gün, denizler demir yuttu,
Şehitleri O Nebi, kucağında uyuttu.
Ne gerek mezar taşı, ne gerek ona mezar
Bugün tarih onları, altın harflerle yazar.
Namazsız ve Kur’an sız, düşse de bir yanına,
Kefensiz, kanlı yelek, şahittir imanına.
Bir damla şehit kanı, bütün dünyaya değer,
Bir toprak parçasıdır, vatan değilse eğer.
Kurtarıp boğazları, şehadete erdiler,
Dünyaya yiğitliğin, bir dersini verdiler.
Gafiller ucuz sandı,oysa paha biçilmez
Sonunda anladılar, Çanakkale geçilmez.
Vatana göz dikenler, azdırdıkça azdılar,
Aslanlar savunmanın, destanını yazdılar.
Okusun bütün dünya, oturup ezberlesin,
Artık ininden çıkıp,yurduma göz dikmesin
Bu vatanın evladı, kurbandır toprağına,
Çakallar rüzgar olsa, değemez yaprağına.
Bir Hilal ki bağrında, yaşatır bu milleti,
Binlerce güneş feda, yaşasın Türk Devleti.

Kasım KAPLAN

~~

Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani tauna da zuldür bu rezil istila…
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz …
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY

~~

Mehmetçik Çanakkalede
Şahittir boğazın iki yakası,
Cihandan hesabı sordu Mehmetçik.
Sırla dolu,binbir ibret vakası,
Kanıyla,canıyla vardı Mehmetçik.

Gelenler İstanbul düşüyle gezer,
Nusretim,demirkap mayını dizer,
Zırhlı gemileri parçalar,ezer,
Zalimin aczini gördü Mehmetçik.

Toplar,ölüm saçan gülleler atar,
Şehit gençler,koyun koyuna yatar,
Etrafta Cennetin kokusu tüter,
Şehitlik düşüne erdi Mehmetçik.

Allah Allah diyen aşkı dillerde,
Süngü bellerinde,tüfek ellerde,
Can pazarında,can kalır yollarda,
İmanı yürekte kordu Mehmetçik.

Ayağını örten çul ile çaput,
Soğuktan korumaz yamalı kaput,
Mezarı siperi,gerekmez tabut,
Gül bahçesi gibi girdi Mehmetçik.

Onyedi yaşında yedek subaylar,
Hayatın baharı.selvidir boylar,
Bu günü bekledi seneler,aylar,
Sabırla,metanet serdi Mehmetçik.

Bir yudum umutdu yürekte atan,
Anafartalarda sevindi vatan,
İşte ön sezgili,cesur komutan,
Mustafa Kemalim derdi Mehmetçik.

Yarbay Nail,Teğmen Arif coşunca,
Binbaşım Mahmutla,Sabrim koşunca,
Askerimde mangal yürek taşınca,
İşgale geleni kırdı Mehmetçik.

Cesarete simge Hakkı Binbaşı,
Sırada Nazmiyle,Tahsin Yüzbaşı,
İsmi gizli kalmış nice adaşı,
Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.

Tefekkürle oldu ruhun bakımı,
Sadakatin kalbe nurlu akımı,
Destan yazdı,Yahya Çavuş takımı,
Savaş alanında sırdı Mehmetçik.

Mangası şehitti,kalmadı asker,
Topun mermisini kaldırmak ister,
Allahım bu gücü Seyitte göster,
Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.

Şahlandı askerim değmesin nazar,
Gerçeği bilenler Almana kızar,
Kadir,bu savaşta zerreyi yazar,
Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.

Kadir Kaya

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »