Öğretmenler Günü Şiirleri

20 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Öğretmenler Günü Şiirleri

24 Kasım

Bu gün 24 Kasım, yine başlar tacısın.
Tüm gönüllere sultan, dertlerin ilacısın.

Elleri öpülesi çok mübarek insansın.
Çok kutsaldır mesleğin, korunacak ilk cansın.

Her büyük işte imzan, her iyide sen varsın.
Bu gün 24 Kasım, her gönüle sığarsın.

Aslında herkes bilir, ışıttıkça erirsin.
Ömrün bitene kadar doğruyu gösterirsin.

Senin yol gösterdiğin, bir yere getirdiğin,
Ancak bu gün hatırlar onca emek verdiğin.

Diktiğin fidanların meyvesini yemezsin.
Kimseye boyun bükmez, asla “aman” demezsin.

Bu gün bunca övenler, yarın bakmaz yüzüne.
Hep dışına bakarlar, hiç bakmazlar özüne.

Her 24 Kasımda, övülmektir kaderin.
Eserinin kalbinde bir gündür ancak yerin.

Elinin dokunduğu işler hep güzel olur.
Bu millet bu zilletten ancak senle kurtulur.

Bu gün 24 Kasım, çıkarırlar göklere.
Oradan paraşütsüz bırakırlar yerlere.

Bu gün 24 Kasım, bütün başlara taçsın.
Yarın yine yalnızsın, ailene muhtaçsın.

Her 24 Kasımda seni yücelten kafa,
25 Kasım günü kaldırır tozlu rafa.

Bu gün ne kadar güzel, ne büyük bir insansın.
Senede bir gün anan insanlıktan utansın.

Bu gün 24 Kasım, anladık artık yeter.
Seni bu hale koyan, olsun senden bin beter…

Enver ÜSTE

Ana Gibi, Baba Gibi

Öğretmenim bilir misin
Seni nasıl sevdiğimi?
Sorsan bana nerde yerin
Gösteririm ben kalbimi

Ana değil, ana gibi;
Baba değil, baba gibi
Öğretmenim ben de sevgin
Can içinde bir can gibi…

Hüseyin DÜZBASAN

Ellerinde Öperim Öğretmenim

-I-
Ellerinden öperim öğretmenim
Binlerce öğrencinden biriyim ben
Anne oldun baba oldun bana
Okudum yazdım çok şey öğrendim
Borcumu ödeyemem sana.

Ellerinden öperim öğretmenim
Tebeşir tutan, kalem tutan ellerinden
Ellerin öyle güzel ellerin, öyle sıcak
Ya gözlerin öğretmenim ışıl-ışıl
Sevgi dağıtırdın kucak-kucak.

Ellerinden öperim öğretmenim
Benim için en büyük gurursun sen
Bir söz duysam iyiye güzele dair
Kalbimde vurursun sen.

-II-
Ellerinden öperim öğretmenim
“Daha dün annemizin kollarında yaşarken
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken…”
Sen BAYRAK önünde topladın dizi-dizi
ATATÜRK yolunda yetiştirdin bizi.

Ellerinden öperim öğretmenim
Boşa gitmedi emeğin
Kimimiz doktor olduk savaştık hastalıkla
Asker oldu kimimiz canı Vatana feda
Kimimiz mühendis oldu yol yaptı baraj yaptı
İşçi olduk memur olduk emek verdik topluma
Öğretmen oldu kimimiz karanlığı aydınlattı.

Ellerinden Öperim Öğretmenim
Huzurlu ol düşünme bizi
ATATÜRK yolunda dimdik ayaktayız
Sesimiz daha gür yolumuz daha aydınlık
Özgür esen rüzgarda dalgalanan al Bayraktayız.

Sevgili öğretmenim
Senin için yazdım bu şiiri
Binlerce öğrencinden biri benim
Mübarek ellerinden öperim.

Özkan GÖNLÜM

Atatürk ve Öğretmenim

Sevgili öğretmenim
Heyecanla beklerdik seni her sabah
“GÜNAYDIN” derdin, seslerin en güzeliyle,
“BUGÜNKÜ KONUMUZ” diye, başlardın söze
Kara tahta Önünde akbilgilerle
Çırpınırdın, birşeyler öğretmek için bize.

“BAYRAK” derdin öğretmenim
Heyecandan dalgalanırdı sesin BAYRAK gibi
“ATATÜRK” deyince coşardın sen
Yatağına sığmayan IRMAK gibi.

“ATATÜRK” deyince öğretmenim
Nefes almaz seni dinlerdik
Anlatırdın hayatını devrimlerini
Cepheden-cepheye koşardın sen
Daha bir büyürdün gözümüzde
Sanki ATATÜRK’Ü yaşardın sen.

Ellerinden öperim öğretmenim.
En güzel duygularla en güzel bilgilerle
Yetiştirdin bizi
Şimdi içimizde inanç başımızda BAYRAK
Bu Yurt sevincimiz tasamız bizim
ATATÜRK ilkeleri en büyük yasamız bizim
ATATÜRK yolundan dönmeyiz biz
MEŞ’ALEMİZ ATATÜRK sönmeyiz biz…
Özkan GÖNLÜM

Öğretmenin Öyküsü

Ben, köy öğretmeniyim,
Dağ başında bulutların altında.
Toprak kokar ellerim,
Pantolonumda çamur lekesi var.
Pis değil ki, vatan toprağı kokar,
Kars’tan Edirne’ye kadar.
Geceleri mum yakarım odamda,
Yarın dokuz Ekim,
Köyde bayram var.
On beş kız, yirmi erkek kaydettim.
Tüm anadolu’ya selamları var.
Henüz kara tahtam yok,
İlk harfleri tanelerle yazdırttım.
Aydınlık A’dan başlayacak

O. Köksal MEMİŞ

Söz Verdim Öğretmenime

Öğretmenim, babam, ana kucağım
Okulum, ilim, şehrim, bucağım
Sınıfımsa, evim, barkım, ocağım
Söz verdim öğretmenime
BÜYÜK ADAM OLACAĞIM.

Yeteri kadar çalışacağım,
Rakibimle yan yana yarışacağım,
Elbette aralarına karışacağım
Söz verdim öğretmenime
BÜYÜK ADAM OLACAĞIM

Yükselmeli insan dalında
Göstermeli becerisini cihanda
Çalışkanlık belli olur simada
Söz verdim öğretmenime
BÜYÜK ADAM OLACAĞIM

Zeynep Kamil

Öğretmen Olmak İstiyorum

Ben, öğretmen olmak istiyorum,
Ben, şairimin mısralarında dil
Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül,
Aşığımın sazında tel
Öpülesi bir el olmak istiyorum.
Ben, öğretmen olmak istiyorum…

Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit,
Korkunun mayalandığı yerde yürek,
Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum.
Ben öğretmen olmak istiyorum…

Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak,
Şu yetim çocuğa yanan bir ocak,
Çorak topraklara yağan yağmur,
Azgın sulara, bend,
Mehmed’imin elinde çağlar açan kılıç,
Ben ana, ben baba, ben Fatih, ben İbni Sina,
Ben Mimar Sinan olmak istiyorum.
Ben öğretmen olmasam diyorum,
Kim ekecek tohumları toprağa.

Ben ressamımın elinde fırça, tualinde renk
Bestekarımın en içli şarkısında nağme,
Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem;
Ben Hoca Ali Rıza,
Ben Itri, Leyla Hanım,
Ben öğretmen olmak istiyorum.

Ben zehirli mantarların,
Deve dikenlerinin,
Ayrık otlarının boy attığı verimsiz bir toprak değil,
Ben,
Kırlarda elvan elvan çiçeklerin açtığı,
Dağlarında hür kuşların uçtuğu,
Pınarlarından susayanın içtiği,
Yollarından yiğitlerin geçtiği
Çiftçisinin başak, başak kardeşliği biçtiği
Bir vatan olmak istiyorum;
Ben, öğretmen olmak istiyorum.

Ben Hakk’a yönelen alınlarda nur,
Vatan topraklarını çevreleyen sur,
Mehmetçiğin göğsünde “iman”
Gençliğimin damarlarında “asil kan”
Bu zulme eğilmeyen baş,
Ben vatan için ağlayan gözlerde yaş,
Barışta güvercin, savaşta kartal olmak istiyorum;
Ben, öğretmen olmak istiyorum.

Nejat SEFERCİOĞLU

Seninle Her Mevsim Bahar Öğretmenim

Bir gün dersem ki, ben öğretmenim
Kalemimin mürekkebi alın terindir.
Vedalaşıp gidersem öğretmenim
Unutmayı unuturum da, unutmadığım
Kalbimdeki en güzel yerindir.

Bir gün adımı soranda çocuklarım
Kendimden önce senin adını söylerim
Solmadan açabiliyorsa köpre tomurcuk,
Uğrunda harcanır boncuk boncuk,
Yine de bitmez öğretmenim var derim

Güllerin güzelliğini göstermeden önce
Gülşenin vurulduğu tebessümünü anlatırım
Her zil çalışında önce sen gelirsin aklıma
Senden incecik bir ışık gelir şiir şiir
Ben susarım, yine sen konuşursun gönlünce.

Bir gün dersem ki ben öğretmenim
Sen güneş kadar uzakta bile olsan
Her bakışımda gülümseyişini görürüm
Işıksız açmazmış çiçek, gelmezmiş bahar
İnan seninle her mevsim bahar öğretmenim.

Yılmaz İMANLIK

Öğretmenim Ben

Dağların arasında, bayırında, düzünde
Yine bir başkayım ben Öğretmenler gününde
Boy boy çiçeklerim var, umut var gözlerinde
Öğretmenim diyorum, korkmak yakışmaz bana
Kara tahta önünde duruşun yeter bana.

Ekmeğim olmuşsun sen, okyanusum, limanım
Okuttuğum kitapsın, damarımdaki kanım
Sen bir beden değilsin, hakka yürüyen canım
Öğretmenim diyorum, para pul sorma bana
En büyük bahtiyarlık gülüşün yeter bana.

Öğretmenim bir mumum, ışıdıkça eririm
Tek başına neyim ki, seninle ben büyürüm
Mevlana aşığıyım, herkesi bir bilirim
Öğretmenim diyorum, seni sorsunlar bana
Allah’ın emaneti varlığın yeter bana.

Ana, baba, arkadaş, sırdaşın ben olmuşum
Sabah sekiz akşam beş seninle yoğrulmuşum
Cehaletle savaşta kendimi unutmuşum
Öğretmenim diyorum, uykuyu sorma bana
Muhammed’in aşkına bakışın yeter bana.

Yarınlarda insanlık seninle yücelecek
Kardeşlik tohumları, umutlar yeşerecek
O tertemiz dünyanda sevgiler büyüyecek
Öğretmenim diyorum, yaşın fark etmez bana
Yeter ki bir çağır sen, yine koşarım sana

Aile Şiirleri

20 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Aile Şiirleri

Aile - Şiiri

Aile var,çelikten sağlam,taştan sert
Birinin derdi,olur hepsine dert
Aile var,birbirine duyar nefret
Bir evde,yapayanlız yaşar her fert

Aile var,zehir yutar bal yerine
Bal versende,değişmez zehirine
Aile var,sanki düşman birbirine
Ölse sahip çıkmaz,biri birine

Aile var,ne top işler,nede tüfek
Tartışırlar arada,ufak,tefek
Aile var,hergün harp eder,hergün cenk
Nerdeyse bir birini öldürecek

Aile var,yıllanmış çınar misali
Yıkamaz onu bir olsa ahali
Aile var yıkık,döküktür her hali
Hepsinin başka,başkadır ehvali

Güngör celep

~~

Aile sevgi üstüne kurulur - Şiiri

Erkekle kadın severek anlaşır,
Aile sevgi üstüne kurulur.
Her ikisi de sorumluluk taşır,
Aile sevgi üstüne kurulur.

Sevmeden evlenme yakışık almaz,
Zorla kurulan yapı sağlam kalmaz.
Sevgi olmadan aile de olmaz,
Aile sevgi üstüne kurulur.

Aile kurmak dinimizce haktır,
Sorumsuz insana aile yüktür.
Sevginin meyvesi ise çocuktur,
Aile sevgi üstüne kurulur.

Aile ocağı kutsal birimdir,
Saygı içimizde olan durumdur.
Aile sevgiye dayalı kurumdur,
Aile sevgi üstüne kurulur.

Yusuf sevdiklerine etme çalım,
Seviyorsak gönlünü arayalım.
Aile yapımızı koruyalım,
Aile sevgi üstüne kurulur.

Yusuf Tuna

~~

Aile Planlaması Haftası - Şiiri

Aile toplumların en sağlam temelidir
Çocuklar ailenin yarını, emelidir
Planı, proğramı tüm toplum bilmelidir
Bizler de öğrenelim aile planlamasını.

Sağlıklı aileler yurdu teşkil etmeli
Herbir aileye bir iki çocuk yetmeli
Aile Planlaması kurslarına gitmeli
Bizler de öğrenelim aile planlamasını.

Ayrılmaz bir bütündür ruh ve beder sağlığı
Dengesiz beslenme tehdit eder insanlığı
Sağlam bir toplum ile kurarız uygarlığı
Bizler de öğrenelim aile planlamasını.

Evlerde işbölümü en iyi nasıl olur
Her uygar gereksinme tasarrufla hallolur
Yurdun tüm kentlerinde her isteyen kaydolur
Bizler de öğrenelim aile planlamasını.

Ali Hallaç

~~

Aile - Şiiri

Kolay, Aile olunmaz,
Unutnayın sakın
Aile bağın, güçlüyse
Gelsin dertler, akın akın

Aile, yuva olmuş, ise
Sevinmelisin, elbet
Her türlü zehir, içsende
Sana olacaktır, şerbet

Aile de, sevgi varsa
Ne mutlu, sana
Sırtın yere, gelmez
Daha bundan sonra

Olursa, Aile içerisinde
Her hangi, bir sorun
Hayır gelmez, o Aile’den
Kime sorarsanız, sorun

Eşref Boyraz

~~

Aile Resimleri – Şiiri

Karı, koca varsa çocuk,
Buyurun bir aile resmi.
Biraz mutlu, biraz buruk,
Buyurun bir aile resmi.
*
Pek çoğu sever, sevi-şir.
Bir kısmı sık sık didişir.
Çoğu değişir, gelişir.
Buyurun bir aile resmi.
*
Görücüyle bağlananlar,
Ata, töre avlananlar,
Kandıranlar ve kananlar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Çocuk büyütme kavgası,
Doğru yetişsin davası,
Banyo, tuvalet sırası,
Buyurun bir aile resmi.
*
Şunu aldım, bunu aldın,
Şurda, burda gezdin, kaldın,
Çok erken geldin, geç geldin,
Buyurun bir aile resmi.
*
Dul anneler, dul babalar,
Ateşsiz, külsüz sobalar,
Selamsız dost, akrabalar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Küsmeler, surat asmalar,
Kızma, bağırma, kasmalar,
Dualar ve beddualar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Bilgisayar babaları,
Hazır market çorbaları,
Bir taraf kapar yuları,
Buyurun bir aile resmi.
*
Bıraktın beni uykusuz,
Çaydaki dem, çorbada tuz,
Birden eder her şeyi buz,
Buyurun bir aile resmi.
*
Her gün para, her gün para!
Sus konuşma kart zampara!
Bakmayacaksın kızlara!
Buyurun bir aile resmi.
*
Benim günüm, senin maçın,
Benim bıyık, senin saçın,
Sessiz kavga için için,
Buyurun bir aile resmi.
*
Bir ömür mutlu olanlar,
Dindar ve kutlu olanlar,
Sevenler, saygı duyanlar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Ölse kurtulsak diyenler,
Tekrar kavuşsak diyenler,
Boşanmayı bilmeyenler,
Buyurun bir aile resmi.
*
Gerçeküstü o çabalar,
Fedakar anne babalar,
Bozan, yapan akrabalar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Ufuklar açan ömürler,
Birlikte geçen ömürler,
Hep aşkla dolu gönüller,
Buyurun bir aile resmi.
*
Senin annen, benim annem,
Dayın, amcam, halan, teyzem,
Görümce, kayınço, dedem,
Buyurun bir aile resmi.
*
Cicim ayında can cana,
Aşığım, hastayım sana,
On yıl sonra, değme bana,
Buyurun bir aile resmi.
*
Cahil adam, deli kadın!
Seni yaktım, beni yaktın!
Nereden önüme çıktın?
Buyurun bir aile resmi.
*
Bekarlık daha güzeldi.
Annem buldu, babam verdi.
Tarafların farklı derdi,
Buyurun bir aile resmi.
*
Saçı süpürge edenler,
Evi bırakıp gidenler,
Yorulan, çöken bedenler,
Buyurun bir aile resmi.
*
Çocuk arttırır şefkati.
Arttırır bet bereketi.
O yaratanın nimeti.
Buyurun bir aile resmi.
*
Binbir emek çocuk büyür.
İşi, mürveti görülür.
Huzurla eve dönülür.
Buyurun bir aile resmi.
*
Yaşlılara zevkle hizmet,
Kazancı bol, kazancı net.
Bolluk, bereket ve rahmet,
Buyurun bir aile resmi.
*
Her aile ayrı dünya.
Ayrı sevda, ayrı hülya.
Kimi atlı, kimi yaya.
Buyurun bir aile resmi.
*
Annesiz, babasız evler,
Çocuksuz, duasız evler,
Sakin ve kavgasız evler,
Buyurun bir aile resmi.
*
İşi Gurbette olanlar,
Eşi gurbette olanlar,
Mahkum, asker gün sayanlar,
Buyurun bir aile resmi,
*
Sevgisi bol parasızlar,
Parası bol duygusuzlar,
Kırılmış oğullar, kızlar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Sessiz, muhabbetsiz evler,
Neşesiz, sevgisiz evler,
Yalnız cüceler ve devler,
Buyurun bir aile resmi.
*
Karı koca çalışanlar,
Masrafları kırışanlar,
Haftada bir buluşanlar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Kıza çanta, oğlana kot,
Kış geliyor bana da bot,
Bebeğe de naylon külot,
Buyurun bir aile resmi.
*
Hastalık, sağlık, telaşlar,
Paylaşılan ekmek, aşlar,
Ömür boyu süren aşklar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Dertleri para olanlar,
Bahtları kara olanlar,
Hastaya çıra olanlar,
Buyurun bir aile resmi.
*
Olmaz bu işin şakası,
Aile, toplum omurgası,
Çocuk evin baklavası,
Buyurun bir aile resmi.
*
İnsan bu, sever, sevilir.
Yüzyıllardır evlenilir.
Paylaşılır, güvenilir.
Buyurun bir aile resmi.
*
Evlilik tertip ve düzen.
Tartışma, her evde, bazen,
Özleyen, ağlayan, gülen,
Buyurun bir aile resmi.
*
Her biri ayrı bir alem.
Ne kelam yeter, ne kalem,
Hangi bir yanını desem.
Buyurun bir aile resmi.

Şahbettin Uluat

Ayrılık Şiirleri

20 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Ayrılık Şiirleri

ADINI SEN KOYDUM TÜM GİTMELERİN

Gözlerim sel sağnak dinermi yalnızlığımın acısı bilmem
Ama ben hala sensizliğin iç çekişlerindeyim
Anlaşılan bana yine yol göründü
Ömrüm geçecekmiş sensiz gurbet akşamlarında
Gidiyorum kalbim sende kalmış
Bu gidiş nereye diye sorma inan bende bilmiyorum
Yürüyorum meçhullerdeyim

Adını sen koydum şimdi tüm gitmelerin
Sessiz ve vedasız terketmelerin
Avucumda kaldı yazık senli hayaller
Bitti mi herşey bu benim mi cançekişmelerim

Solmuş bir resmin var senden geride kalan birde kurumuş bir gül
Ne yazık ki hasretinmiş bana yar olan sessizce geçiyor bak ömür
Son demindemiyim hayatın nedir bu bitmişlik
Yaşıyormuyum senden sonra yoksa bu bende hepmi görülür

Demek ki buymuş bu aşkın kaderi
Zor biliyorum kabullenmesi zor
Hayat hergün kahredecek değilya beni
Böyleyim işte birgün ağlıyor birgün gülüyor

Yeter artık titriyor ellerim yazamıyorum
Sensizliği yazmak yoruyor artık beni
Kan kırmızısı gözlerim dayanamıyorum
Ardından ağlamak yıpratıyor görme istemem bu halimi

Sensiz ne yapılır nereye gidilir o’nu bile beceremiyorum
Öksüz kalmış bir çocugun çaresizligi kadar çaresiz
Yalnızım yine dilsizim duymuyorum kimliksiz adsız
En önemlisi sensizim meçhullerdeyim ve de kimsesiz

Şiir: Sedat KESİM

SON BAHAR

İşte geldi sonbahar
Yâr ayrılık mevsimi,
Sarardım yaprak gibi
Duymuyorsun sesimi.

Şimdi koparım daldan,
Düşerim ağaçlardan.
Ayrılmak zordur yârdan,
Bilmiyorsun hâlimi.

Güneş yakar kavurur,
Rüzgâr alır savurur.
Söyle, beni kim korur?
Çürütür bedenimi.

Kurt düşer cesedime,
Girer iliklerime.
Gözlerime, beynime…
Kaybederim kendimi.

Şiir: Ahmet KARAASLAN

GİDERİM

Nereye sığarım artık bilemem
Ağladım bin kere gayrı gülemem
Yanağım ıslanmış tutup silemem
Sellere karışıp akar giderim
Geceler karanlık sessiz ıssızdır
Sanırım hüzünler bana mahsuzdur
Çileyi çekerim sanma ahsızdır
Dillere karışıp akar giderim
Bir sokak lambası oldu ışığım
Yağmurda ıslandım mahzum aşığım
Aşamadım gönlünü yüksek eşiğin
Ellere karışıp akar giderim
Mecnuna cevirdin şaşkın halimi
Izdırap içinde büktün belimi
Düşerken uzattım sana elimi
Çöllere karışıp akıp giderim
Sılai diyorki öksüz kalmışım
Sıladan uzakta derde dalmışım
El-Ücra köşeye haber salmışım
Yellere karışıp akar giderim.

ŞİİR: Yavuz KAYACIK

GİT ARTIK 

Git Artık…
Ben senden hiç gitmedim sevgili.
Tüm gitmelerim sanaydı, seninleydi.
Oysa, çok değildi senden isteğim.
Keşke, benim sana geldiğim gibi bana gelseydin.
Dedim ya;
Ben senden hiç gitmedim sevdiğim.
Ama, sen benden git artık!

GÖZÜME AYRILIK KAÇTI

Postacı sonunda mektubu getirdi
Mektubun sıfatı’beklenen’di
İçindeki harfler,kelimeler
Hepsi dudak büken şeylerdi
Mektup ıslanmaya başladı
Gökyüzüne baktım,yağan yağmur değildi
Bulut sanki uyur gibiydi
Elim gözüme gitti,farkettim
Ağlayan bulut değil,bendim.
Soranlar oldu ‘Niye ağlıyorsun?’ dediler
‘Hiç gözüme ayrılık kaçtı.’dedim
İnanmadılar,inandırmakta istemedim.
Bende bir mektup yazmak istedim,beceremedim.
Postacıyla ıslak bir kağıt yerine
Sana ait bir şey göndermek istedim.

BEN YOKKEN

Hani
Ben yokken yıldızlar düşmezdi gecelerine
Hani
Ben yokken güneş doğmazdı gündüzlerine
Hani
Ben yokken Mutluluk türküleri söylemezdi dillerin,
Ben yokum şimdi Söyle ne oldu yeminlerine.

Hani
Yalnız bendim rüyalarında
Ayrılık istemezdin dualarında
Hani
ne olduki son zamanlarda
Şimdi hep beni anarsın beddualarla

Hani
Vazgeçilmez can yoldaşındım
Hani
Ömür boyu unutulmazdım
hani
Hayallerin ben rüyalarındım
ne oldu da şimdi yabancı oldum.

Hani
benimle ağlayıp gülerdin benle
Kıyametler kopsa gitmezdin ele
Hasret ateşiyle kavrulsam bile
kanmam artık söylediğin sözlere.
Hani
Gönül yarasıdır birgün düzelir
Hasretin ateşi elbet küllenir.
Yani
en sonunda ERDOĞAN da dellenir
Yaşanmamış olur Bu aşk silinir.

ŞİİR:  M.ERDOĞAN

SEN UNUTTUN BEN UNUTMADIM

Kader yollarımız ayırdığında
Sen unuttun ben seni unutmadım
Bana söylediğin AŞK sözlerini
Sen unuttun ben unutmadım

Yılları hasretle geçiriyorum
Ayrılık duvarın yıkamıyorum
Zamanı geriye alamıyorum
Sen unttun ben unutmadım

Cebimde küçük bir resmin duruyor
Baktıkça resmine canım yanıyor
Seni ne çok sevdim RABBİM biliyor
Sen unuttun ben unutmadım.

Seninle mutluyum söyleyişini
Ölsemde ayrılmam haykırışını
Seviyorum seni deyip ayrılışını
Sen unuttun ben unutmadım.

Gözlerime bakıp sarılışını
Saçların tutup savuruşunu
Ben yanında yokken çıldırışını
Sen unuttun ama ben unutmadım.

İstanbul-Bandırma gidişlerini
Cunda adasının gecelerini
İçilen şarabın buruk tadını
Sen unuttun ben unutmadım.

ŞİİR: M.ERDOĞAN

Çanakkale Şiirleri

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Çanakkale Şiirleri

Çanakkale geçilmez
Çanakkale bizimdir
Kimseye vermeyiz
Hakkımızla savaşırız
Çanakkale’yi geçirmeyiz

Toprağımızı vermeyiz
Çanakkale’yi geçirmeyiz
Çanakkale geçilmez
Türk oğlu yenilmez

Bayrağımızı koruruz
Nice çocuklar için
Rahat olsun çocuğumuz
Çankkale’yi geçirmeyiz

Nice düşman yeneriz
Çanakkale’yi geçirmeyiz
Kırmızı beyaz bayrağımız
İçin canımızı veririz
~~

Çanakkale Kahramanları 
Malım, mülküm
Eşim, dostum
Yarim demediniz
Hiç tereddütsüz
Gidip can verdiniz
Elimde bardağım
Çayımı rahat içebiliyorsam
Çünkü siz orda öldünüz
Daha onbeşinde, onaltısında
Kurşunlara yürüdünüz
Helal edin hakkınızı
Yapabildiğim tek şey bugün
Bir Elhamla, iki damla gözyaşı
Ruhunuz şadolsun
Çanakkale Kahramanları

 Ayşe Adlım

~~

Çanakkale Destanı

Yıl 1915
18′indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı…

Fahri ERSAVAŞ

~~

Çanakkale Destanı
Bir destan yazılmıştı, Çanakkale isminde,
Bin dokuz yüz on beşin, Mart’ın on sekizinde.
O bir destan değildi, masal sayılır destan,
Ölüm kalım savaşı, kurtuluştu kaostan.
Bu savaş milletimin, varlık yokluk savaşı,
Savaşan Mehmetçiğin, koltuğundaydı başı.
Üşüştü başımıza, dünyanın yabanisi,
Her birisi sanki de, cehennem zebanisi.
Mahşeri aratmıştı, o günde Çanakkale,
Kurdular her cephede, etten, yürekten kale.
Haçlı haçın altında, hedef almış hilali
Geldiyse de top yekun, yaşadı izmihlali.
Bir mühür basılmıştı, dünyanın tarihine
Kim ki şehit düşmezse, küserdi talihine.
Düğüne gider gibi, gittiler şahadete,
Koştular seve seve, en büyük ibadete.
Vatan uğrunda canlar, fedadır birer birer
Şehittir o yiğitler, ölmezler diridirler,
Cephedeydi neferi, duadaydı hastalar,
Kimi yetmiş den fazla, kimi çocuk yaştalar.
Semadan yağmur gibi, yağıyorken kurşunlar,
Sevindiler giderken, Allah’a kavuşanlar.
Nerde mal mülk sevdası, canlarından geçtiler
Kurşun kurşun, şehadet şerbetini içtiler.
Ne Yâr var akıllarda, nede çocuk hayali,
Hedef tek, canı verip, yüceltmekti hilali.
Birkaç gazisi kalan, tek savaştır cihanda,
Kanatlanıp uçtular, cennete hep bir anda.
Toprak kan kustu o gün, denizler demir yuttu,
Şehitleri O Nebi, kucağında uyuttu.
Ne gerek mezar taşı, ne gerek ona mezar
Bugün tarih onları, altın harflerle yazar.
Namazsız ve Kur’an sız, düşse de bir yanına,
Kefensiz, kanlı yelek, şahittir imanına.
Bir damla şehit kanı, bütün dünyaya değer,
Bir toprak parçasıdır, vatan değilse eğer.
Kurtarıp boğazları, şehadete erdiler,
Dünyaya yiğitliğin, bir dersini verdiler.
Gafiller ucuz sandı,oysa paha biçilmez
Sonunda anladılar, Çanakkale geçilmez.
Vatana göz dikenler, azdırdıkça azdılar,
Aslanlar savunmanın, destanını yazdılar.
Okusun bütün dünya, oturup ezberlesin,
Artık ininden çıkıp,yurduma göz dikmesin
Bu vatanın evladı, kurbandır toprağına,
Çakallar rüzgar olsa, değemez yaprağına.
Bir Hilal ki bağrında, yaşatır bu milleti,
Binlerce güneş feda, yaşasın Türk Devleti.

Kasım KAPLAN

~~

Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani tauna da zuldür bu rezil istila…
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz …
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY

~~

Mehmetçik Çanakkalede
Şahittir boğazın iki yakası,
Cihandan hesabı sordu Mehmetçik.
Sırla dolu,binbir ibret vakası,
Kanıyla,canıyla vardı Mehmetçik.

Gelenler İstanbul düşüyle gezer,
Nusretim,demirkap mayını dizer,
Zırhlı gemileri parçalar,ezer,
Zalimin aczini gördü Mehmetçik.

Toplar,ölüm saçan gülleler atar,
Şehit gençler,koyun koyuna yatar,
Etrafta Cennetin kokusu tüter,
Şehitlik düşüne erdi Mehmetçik.

Allah Allah diyen aşkı dillerde,
Süngü bellerinde,tüfek ellerde,
Can pazarında,can kalır yollarda,
İmanı yürekte kordu Mehmetçik.

Ayağını örten çul ile çaput,
Soğuktan korumaz yamalı kaput,
Mezarı siperi,gerekmez tabut,
Gül bahçesi gibi girdi Mehmetçik.

Onyedi yaşında yedek subaylar,
Hayatın baharı.selvidir boylar,
Bu günü bekledi seneler,aylar,
Sabırla,metanet serdi Mehmetçik.

Bir yudum umutdu yürekte atan,
Anafartalarda sevindi vatan,
İşte ön sezgili,cesur komutan,
Mustafa Kemalim derdi Mehmetçik.

Yarbay Nail,Teğmen Arif coşunca,
Binbaşım Mahmutla,Sabrim koşunca,
Askerimde mangal yürek taşınca,
İşgale geleni kırdı Mehmetçik.

Cesarete simge Hakkı Binbaşı,
Sırada Nazmiyle,Tahsin Yüzbaşı,
İsmi gizli kalmış nice adaşı,
Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.

Tefekkürle oldu ruhun bakımı,
Sadakatin kalbe nurlu akımı,
Destan yazdı,Yahya Çavuş takımı,
Savaş alanında sırdı Mehmetçik.

Mangası şehitti,kalmadı asker,
Topun mermisini kaldırmak ister,
Allahım bu gücü Seyitte göster,
Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.

Şahlandı askerim değmesin nazar,
Gerçeği bilenler Almana kızar,
Kadir,bu savaşta zerreyi yazar,
Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.

Kadir Kaya

Doğa Şiirleri

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Doğa Şiirleri

Ağaç Sevgisi – Şiiri

Kucak açarsın herkese,
Bu dost,şu düşman demeden.
İyilik yaparsın herkese,
Bir karşılık beklemeden.

Güzel yurdumun süsüsün,
Bulutlara dal uzatan.
Kuru,yeşil örtüsün,
Gölge veren,dal uzatan.

Ne kadar çok çeşidin var,
Elma,armut,meşe,kavak.
Tatsız geçer sensiz bahar,
Sensiz toprak olur kurak.

Yazan: pelin erşin

Bu Doğa Nasıl Doğa

Güneş doğmuş doğudan
İp atlar bizim Nurdan
Dökülür yapraklardan kırmızı elmalar
Sevinç içinde insanlar

Kuş uçar ağaca konar
Ağaç onlarca çiçek açar
Güneş gülümser bulutlara
Bulutlar güneşe gülene kadar

Tabiat ana,Tabiat ana
Ne güzel bu doğa
Ev bile gülümser insana;
İnsanda gülümser doğaya!

Yazan: Nurdan Şeker

~~

KELEBEK - Şiiri

İlkten bir tırtıl
Yerlerde sürünen
Büyür büyür
Bir Bakmışsın
Güzel bir kelebek olmuş

Rengarenk renklerin
Farklı çeşit türlerin
Bazen büyük bazen küçük
İşte o sensin kelebek

Dünya’ya güzellik verirsin
Bitkilere renk saçarsın
Ama bir gün yaşarsın
İşte o sensin kelebek

İlkten çirkinsin
Sonra güzelleşirsin
Dünyaya renk saçarsın
İşte o sensin kelebek

Yazan: Mert Sarper Ayyıldız

~~

ORMANLAR - Şiiri

ormanı temiz tutalım,
yerlere çöp atmayalım,
temiz hava istiyorsak,
ormanları yakmayalım.

bak ormanı yakmışlar,
çakmağı çimene atmışlar,
olay yerinden kaçmışlar,
itfaiye çağırmamışlar.

hayvanlar can çekişmiş,
ağaçlar yere serilmiş,
duman havaya kalkınca,
itfaiye yetişmiş.

itfaiye söndürmüş,
fakat çok geçmiş,
canlılar ölmüş,
köylü üzülmüş.

ağaçlar hava verir,
besin verir,can verir,
bunu bilmeyenler ise ,
bunların sonunu getirir.

Yazan: beyza nur çetin

~~

Doğa - Şiiri

Nasıl gülsün, nasıl gülsün
Doğa sana nasıl gülsün
Hep durmadan tahrip ettin
Doğa sana nasıl gülsün

Denizini kirlettinse
Yeşilini katlettinse
Toprağını mahvettinse
Doğa sana nasıl gülsün

Hep ısınır vermez mola
Bak kuraklık çıktı yola
Çıkmadıysan sahip ona
Doğa sana nasıl gülsün

Durmaz verdi, hep sen aldın
De hadi bana sen ne verdin?
Hep aldınsa vermedinse
Doğa sana nasıl gülsün

Atomu sen yapmadın mı
Tutup ona atmadın mı
Büyük yanlış yapmadın mı
Doğa sana nasıl gülsün

Teknoloji deyip durdun
Ekolojik dengeyi bozdun
Onu çaresiz koydun
Doğa sana nasıl gülsün

Bak buzullar erir oldu
Doğal afetler gelir oldu
Anla artık isyanını
Doğa sana nasıl gülsün

Sanma sana olur köle
Bir baksana kuruyan göle
Döner oldu artık çöle
Doğa sana nasıl gülsün…

Yazan: Aydın İnan

~~

Ağaçla Söyleşi - Şiiri

Bir basit cekirdek dustun topraga
Yagmur yagdi,gunes vurdu yeserdin
Bu ahval’e kendin bile sasirdin
Genc bir fidan oldun sirrin ne agac

Uc senede gok kubbeye ulastin
Uzadinda Agri dagini astin
Cevrene mis gibi kokular sactin
Cok cabuk buyudun sirrin ne agac

Zaman geldi yapraklarin kurudu
Kurtlar yedi bedencigin curudu
Mutlakaki sevenlerin varidi
Yikildin yerlere sirrin ne agac

Dallarini kesip bir,bir yaktilar
Etrafini sarip sinsin sektiler
Kagit yapip bin kiliga soktular
Cok sukut durursun sirrin ne agac

Saz,gitar yaparlar artar kiymetin
Sirtinda gezersin nice sohretin
Kiymetin olmazdi olsaydi etin
Bir deyiver hele sirrin ne agac
~~

Denizi Özleyenler İçin - Şiiri

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
“Bakar bakar ağlarım.”
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili,göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi…
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.
Gemiler gecer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler,damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.

Gurbet Şiirleri

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Gurbet Şiirleri

Gurbet – Şiiri

Başımda bir deli sevda
Dolaşırın gurbet gurbet
Yanar şu yüreğin narda
Dolaşırın gurbet gurbet

Zalim gurbet olmasaydı
Bağda gülüm solmasaydı
Bülbül dalına konsaydı
Gezer miydim gurbet gurbet

Özlen özlem olur gözüm
Küllenmiş yanmıyor közüm
Ağıt olmuş her bir sözüm
Dolaşırım gurbet gurbet

Garip bir hal gelir başa
Güllerim tutulur taşa
Bülbül feryat eder boşa
Dolaşırım gurbet gurbet

Vurguni ahvalin söyler
Dil matemde yürek neyler
Akar gözlerimden seller
Dolaşırım gurbet gurbet

Abdullah Oral

~~

Gurbet Diyor – Şiiri

Türkülerde feryat eden
Sözler gurbet gurbet diyor
Uzaklara dalıp giden
Gözler gurbet gurbet diyor

Hasretin yürek yaktığı
Yaşın sel gibi aktığı
Gidenlerin bıraktığı
İzler gurbet gurbet diyor

Viran olmuş illerinde
Gariplerin dillerinde
Aşıkların ellerinde
Sazlar gurbet gurbet diyor

Sevdiğine varamamış
Doya doya saramamış
Yuvasını kuramamış
Kızlar gurbet gurbet diyor

İbrahim der bizi yutmuş
Umutları yosun tutmuş
Artık gülmeyi unutmuş
Yüzler gurbet gurbet diyor

İbrahim Yavuz

~~

Gurbet El – Şiiri

Beni ettin otağımdan yurdumdan
Ne demeli sana bilmem gurbet el
Hasretin bırakmaz gezer ardımdan
Hastayım kasvetten gülmem gurbet el

Rüyalarda Micingirt’te gezerim
Karabasan sabahlarım gurbet el
Kaf dağından köye mektup yazarım
Zehir oldu yataklarım gurbet el

Ömür gitti bahar gitti kış gitti
Sevdalarım heba oldu gurbet el
Amcaların mezarında ot bitti
Hülyalarım dibe vurdu gurbet el

Bizde büyüklere hürmet varidi
Burda moruk olmuş baba gurbet el
Nasırlıydı eller rahmet varidi
Çıbanım çok ağır veba gurbet el

Sinem kebap oldu kalmadı ciğer
Duygular köpürdü yine gurbet el
Saçlarım ağardı ak düşmüş meğer
Ömrümü bitirdi Ömer gurbet el

Ömer Ekinci Micingirt

~~

Zor Gurbet..! – Şiiri

Yurttan vatandan çıktık yola,
Nice umudu koyduk bavula,
Çalsın o zurna vurun davula,
Ya ecel sonum yada kovula…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Elveda diyarım elvada sıla,
Katlanmak güç esas asıla,
Boyun eğdikçe oluş hasıla,
Hasret özlemi yaydık asıra…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Neyi yitirdik bak ki ne bula,
Yazanı hüda yaşamak kula,
Değermi hiç üç parçalı çula,
Var ömrü günü huzurla sula…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Uz yaban elde dolduk ağıla,
Kova kazanıyla sütün sağıla,
Yazar söylerim efkâr dağıla,
Bitsin körolası dünyan yıkıla…

Öz Gurbet, Köz Gurbet;
Solgunsun Gurbet!

Uz Gurbet Buz Gurbet;
Durgunsun Gurbet!

Hor Gurbet, Kor Gurbet;
Yorgunsun Gurbet!

Zooorr….ZOR Gurbet!

Hayat Şiirleri

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Hayat Şiirleri

Tam Zamanında Yaşamak 

Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sev-işmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’ in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.

Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…..

Can Yücel

~~

Hoşgörü 

Dava adamları bundan hoşlanır
Mevlanadan bize ilham hoşgörü
Her hayıra bismillahla başlanır
Huzur islamdadır emri hoşgörü

Bazıları bunu hayal sansada
Nefsime dokunup canım yansada
Abdal deyip benim sırta binsede
Sırtımda taşırım derim hoşgörü

Hoşgörüden geçer islamın yolu
Hoşgörüyle yaptı bir sinek balı
Hoş görmezsen Ömer vardır vebali
İbret al arıyı hikmet hoşgörü

Ömer Ekinci Micingirt

~~

Adın Bahardı 

Kente yanlızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın bahardı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın bahardı

Yılmaz Erdoğan

~~~

Bu Yol Nereye Gider 

bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan once
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

Yılmaz Erdoğan

~~~

Sen Sebep

korkutma beni
bu yaşlı başsız kelli felsiz halimle
gereğinden ziyade güzelsin zaten aklımı çelme
takma fikrime aksak ritimler
o havaya ayarlı değil bu yelken bu gemiler
kimin rastlantısı benim başıma geldi bilinmez
ummandır ıslak aksak girilmez
kapma kutusunu cahil ömrümün
açılır da içinden boş bir hayal çıkar seçilmez

daha bu yağış bir şey değil
sen bir de acıklı halimi gör
ürkünden derin soyulur farkına varmazsın
suda balık nasıl aymayı bilmez
su da balık da
hangi denizin neresindedir ayırmaz
böyle bir sevmek vardır
ve birçok er mektubunda görülmüştür

yok kadınlara aşık olanların işidir şiir
kirlidir yakası gömleklerinin
boyuna boyna fular papyon istemez
şairin boğazı darboğazdır
boğazın en inceldiği yerden solur

gülme üstüme kaçacak yerim yok
gelme yareme yarın veya başka seyir
tarih tevellüt iklim cetvel yok

saçlarında bulunabilir
bazı kayıp kentlerin
yakışıklı cesetleri
bir ağıta asılı kalır
infaz gibi
acılı çağların

yeri geldi diye ağlıyorum
yoksa hiç aklımda yoktu
gidenler gelirler
her gece yalnızlığıma
halleşir vedalaşırız
bir merhaba saflığında
kalanlarda kalmışya aklı gidenlerin
hep eski haberler arıyorlar
günlük taze gazetelerde
ve yalanlar kalanlara kalıyor
nasılsa gidenler gerçeğin olduğu yerde

sebebim sensin
bu mürekkep balığı
bu bukalemun
bu kalem
yokluğun
her şeyi sorduğum hayat
beni rahat bırak!

her evin kilerinde toz içinde kitabı
ölülerle konuşma sanatının
grev var ansiklopedilerin bazı sayfalarında
süresiz olarak açıklamıyorlar
bazı ideolojileri
sözlüklerin bazı sapa harflerinde
işi yavaşlatma eylemi
beş saati buluyor anlamak
bir sözün etnik kökenini
bütün bunların sebebi sensin
asla hatırlanmayacak bir rüyanın
ortasında
elinde derin bir uyku kokusu.

Yılmaz Erdoğan

~~

Ölüm Ne ki? 

Doğduğum gün başladım ardından koşmaya
Önce emekleyerek sonra çocuk adımlarımla
O benden kaçtıkça ben ona koştum
Yaşam değimliydi ki-
Ölüme varışa bir uzun koşu

Bir kelebeğin ömründe yeşerir-
Ölümün sonsuzluğu.

Kanat çırptığın an kadar varsındır
bir sevgilinin gözlerine Bakacak kadardır bazen.

oysa sevda:
Karışılıksız sevginin teni kadar sıcakmış
Gözlerinde büyütmeye değmezmiş
Anımsadığım titreyerek bir kaç sarılıştan
Gözlerin kadar büyük/ yüreğin kadar küçükmüş

Her sevgiden bir ömür çıkardım
Geriye kocaman bir hiç kaldı
Anladımki sevgili
Bir kelebeğin yaşama doyamadığı an kadar hayat..

Abdullah Oral

Kısa Şiirler

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

Kısa Şiirler

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin…

~~

Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz

~~

Buz tuttum,kımıldamaz oldum,dondum
Baharı bekledim zamanla soldum
Kalkmaz oldu karlar üzerimden
Kardelenleri bekledim,açmaz oldular
Umutlarıma kokular saçmaz oldular
Küstün mü kardelenim?
Güneş ısıtmadı mı seni?
Benim gibi darda mısın?
Yoksa sen de çıkmazda mısın?

~~

Elveda deyip hayatından çıkmayı
senin kadar kolay söyleyemedim
arkamı dönüp gitmeyi
senin gibi beceremedim
başka çarem kalmasa da bu aşk için
yaşadıklarıma saygımdan
gözlerine bakarak
dinmeyen fırtınalar ardından
fısıltıyla gelen en sözüm olur ELVEDA

~~

Aklım seninle olmaz diyor
bir kez daha üzülmek istemiyor
ömrüm hep seni beklemekle geçti
verilecek son bir şans kalmadı bizim için
yinede kalbimle aklım savaşıyor
yıkıntılar kırık parçalar uçuşurken kalbimde
ben sessizce bekliyorum savaşın galibini
aldığım nefes gibi alışmışken sana
gitmek çok zor olacak biliyorum

~~

Hayatımda hiçbir sözcükten
Bu kadar nefret etmedim ben
Ve hiçbir sözcüğü telaffuz etmedim
Bu denli içten
Neden diyeceksin bu nefretin
Sebebi sensin
Evet sen,
Beni keşkelere mahkum eden.
Sen bunun farkında bile değilsin
KEŞKE farkında olabilsen

~~

gidiyorum bu şehirden
Yarınlarımı seninle yaşadıklarımı …
Her şeyi geride bırakarak
Sensiz gidiyorum…..
Geride sana solmuş bir gül,
Kırılmış bir kalp bırakarak,
Belki de bir daha dönmemek üzere…

~~

gitme gitme dur diyemedim
günahım dududaklarımı kapamışken
seni bulduğumuma tanrıya dua ederken
sana söyleyemediğimi artık sende biliyorken
gitme dur gitme diyemedim
böyle olsun istemezdim deken bile
sensizlikk genzimi yakıyor
senden tek kalan sensizliğim
sensizliği kalbimin bedenimle çarpan heryerine
işledim takii bedenimde kalbimin atışları duyulmayana dekk
gitme gitme diyemedim

~~

Umutlarımı bana bırak.
Yalnızlığımı al götür uzaklara
boşalan yere bir yudum sevgi koy.
Ölümümü bana bırak
sevgilerimi de Ve çocukluğumu
Ve de şiirlerimi de.
Yenilmişliğimi al götür sonzuza
yerine bir direniş koy ucunda zafer olsun

Bir ecel olsa da ayrılığımız 
Bir ömür sürse de pişmanlığımız 
Koca bir mazi var yaşadığımız 
Geçmişe her zaman saygı duymalı..

~~

Yırtılmış olsa da resimlerimiz 
Yabancı olsa da isimlerimiz 
Nefrete dönse de sevgilerimiz 
Yine de o aşka saygı duymalı 
Sevenler her zaman bir dost kalmalı..

~~

Duydum da inanmadım 
Aşka gülüp geçmişsin 
Benimkisi aşk değil 
Bir oyundu demişsin 
Zafer senin zaferin 
Eser senin eserin 
Sevin ey zalim sevin 
Bak bir erkek ağlıyor..

~~

Bana bunu yapmayacaktın 
Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni 
Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin 
Ve öylesine gururlu bitişin. 
Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu 
Erken düştü masken yüzünden 
Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil 
Bir hiçtin 
Görüyorsun işte 
Gittin 
Ve de bittin…

~~

Bana bunu yapmayacaktın 
Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni 
Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin 
Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni? 
Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?..

~~

Artık 
Adın ihaneti çağrıştırıyor bana 
Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini 
Söyle 
Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun 
O acımasız hançerini? ..

~~

Bil ki 
Bundan böyle 
Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana 
Yaklaşmam yasak 
Dokunmam yasak 
Ve ömrümce 
Sarılmam yasak sana!..

~~

Ayağım ayağıma dolaşır sonra 
Gözlerim büyür büyür, kocaman olur 
Bakarsın dilim tutulur, hiç konuşamam 
Bana gel deme! İşte resimlerine bakıp avunuyorum 
Hayallerim yetiyor bana ne güzel 
Zaten ölesiye hasretim aydınlıklara 
Ve bitimsiz bir özleyiş bendeki 
Kanatlanabilirim, uçabilirim belki 
Bana gel deme! Aklımdan çıkmıyorsun 
Sensiz bomboş bu hayat 
Susma öyle ne olur 
Bana kendini anlat..

~~

Aşkımızdan kime ne 
Sevdamızdan kime ne 
Başkasından bana ne 
Ah benim nar çiçeğim 
Canım ipek böceğim 
Meraktan öleceğim 
Bana kendini anlat..

~~

Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden
Her yerde, her zaman onsuz edememek
O en tatlı hayal, en büyük gerçek
Anlarsın taşan o, günlerden gecelerden

~~

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi?

~~
Bütün yollar 
aşktan geçiyor, görüyor musun?
Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
O çizgiden başka bütün çizgiler
Aşkı tüketmede Her düşünce aşka teğet geçiyor
Tanığı çizgiler var olduğumuzun
Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

~~~

Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarım öbür yarımı

~~

Ne bir anlayışlı el,ne bir dost bakış
Biraz ümit,biraz hayal sonra aldanış
En güvendiğimiz tepelere kar yağmış
Deniz o deniz değil,dağlar o dağlar değil…

~~

En ağır işçi benim;
Gün yirmi dört saat, seni düşünüyorum.

Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde
Cümle düşmanlarımı affettim
Yediğim meyvalardan
Kokladığım çiçeklerden af diliyorum

~~

Sana bir rüzgar getireceğim
Dağlardan, tepelerden
Gitme, sana zamanı getireceğim
Zamanın bittiği yerden Nice nice acıları aklına getir
Bunca yoksulluğu aklına getir
Gözyaşlarını aklına getir
“GİTME KAL” var yok dinlemez bir çocuk isteğidir
Gitme aklına getir

İstanbul Şiirleri

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

İstanbul Şiirleri

İSTANBUL DESTANI
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık, yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş.

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu’da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerde güller tomurcuklanır
Anadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemal’le gider İstanbul’a
Gülcemal’le gelir.

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı’nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır, insafsızca dişi
Boyuna posuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harman dalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı’nda akşam üstü
Yine zevrak-i derunum
Kırılıp kenara düştü
İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoni’yle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı.

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru, buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz.

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz’da
Kimi Fenerbahçe’de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı,
Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı konar gelir direğe
Atılan kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marika’dır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider.

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların.

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesi’nin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur.

İstanbul deyince aklıma
Tophane’de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı bir semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nardan nazikçe çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider.

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm.

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter’e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar.

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli.

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul’u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata’dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar.

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin.

İstanbul deyince aklıma
Sait’in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Sait’e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait’in şiiri.

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer’den gelir Pendik’ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem masa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer.

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu, asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüp’lü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm’ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm’lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm’cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun.

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun’dan Sürmene’den Sinop’tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını.

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinden cüceler emziren acayip memleketim…

Bedri Rahmi Eyuboğlu

İSTANBULU DİNLİYORUM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum…

Orhan Veli Kanık

İSTANBUL IŞIK IŞIK
İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim
kah bir lodos, denizlerden esen
ılık mı ılık.
Kah ustura gibi deli bir poyraz
bırak saçlarını rüzgarlarına İstanbulun
bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz.

İstanbul bulut bulut sevdiğim
kimi beyaz mı beyaz
ince, tül gibi
kimi katran misali kara
bulutları da insanlarına benzer İstanbul’un
inanma sevdiğim, inanma bulutlara.

İstanbul yağmur yağmur sevdiğim
kah ince ince
kah bardaktan boşanırcasına
hele bir yağmur yağmaya görsün
ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
ve yaşanırcasına ölünür.

İstanbul deniz deniz sevdiğim
bir çakır mavi
bir camgöbeği tuzlu su
üstünde irili ufaklı tekneler
kayıklar, yelkenliler, mavnalar
kalleştir denizleri İstanbul’un sevdiğim
İstanbul kadar.

İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
içtikçe içesi gelir insanın
sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
seninle dolaşır, seninle gezer…

Ümit Yaşar Oğuzcan

YAĞMA
– Ümit Yaşar’a –
Boğaz’ın bir kıyısında, aydınlık
Pencerelerde -her bulutun yolu-
Bir mevsim, seninle başbaşa kaldık,
Yaşadıkdı bir zaman İstanbul’u.
Akan suda kuş gibi gemilerle,
Eski evler ve tenha sokaklarla,
Şarkı gibilerle, düş gibilerle
Sarmaş dolaş… Olmaz gibi bir dünya.
Mutluluklar şehri bir İstanbul’du,
Şiirler, buluşmalar, aşklar… Şimdi
Akşam olan bir gün gibi son buldu;
Ne şiir kaldı, ne aşk, ne beklenti.
Tığ gibi minareleriyle, kendi
Kendisinde güzel, tek, yüce, kutlu
Bir ölümsüzlükler, zaferler kenti
Bugün yenilgilerle, yasla dolu.
Bir songün hali, bir taş taş üstüne;
Hem mide, hem ruhta bir açlık, ejder
Örneği saldırmada dörtbir yöne;
Toz, duman, inilti, akıntılar, çöpler…
Niçin geri geldik bunca yıl sonra?
Batık bir ülkeyi aramak gibi.
İşte gençliğimiz: ta uzaklara,
Çok uzaklara bak. Orada belki.
Ama gizlice bak, olur ki ürker.
Yaşantıdan fazla anılardan kork,
Bize gülümsüyorsa geçmiş günler;
Belki yalandır, belki o bile yok.
Orda elinde bir simitle, ufak,
Süzgün bir çocuk, çocukluğum işte;
Nasıl kaçıyor benden, nasıl bir bak,
Yaban domuzu görmüş gibi düşte.
Boğaziçi, daha sağken gömülmek
İçin dönüşmüş beton mezarlara;
Bir hippi kız, bir deccal, şimdi Bebek
Koylarında ilham, arsız, farfara.
Ölebilirsin ha yol ortasında,
Yanılıp gökyüzüne bakma sakın.
Bir sevi vaktinin bile havasında
Yok artık o mahrem örtüsü aşkın.
O güzelim aşkın vücudu yağma,
Şarkısı ne mahur beste, ne Itri…
Tenekeler çalıp çığlık çığlığa
Yarı bir sevi-şme, ayaküzeri
Ve ekmek kapanın elinde. Hayat
Haklı değil. Tanrı ve kul ortada.
Darağacında sallananlardan tut
Yargı kürsüsüne kadar yürü, taa…
Herşey değişiyor, kalbimiz bile,
Ama yüzyıllarla besli bir şehir
İnsan yaşamından daha da hızla
Bunca çabuk nasıl yok olabilir?
Hani o masal dünyası yalılar,
Hani o kayıklar ki kızca beyaz,
Hani o kadınlar ki sevdalılar,
Renk renk şemsiyeler altında bin yaz?
Ve o İstanbullular… Doygun, uçuk,
Sanki bir gelecek tufandan haber
Almışlarcasına hep, çoluk çocuk,
Göksel gemilere binip gitmişler.
Gidiş o gidiş… Ve kimbilir kaç yıl
Bu göç, fakiri, zengini elele
Usulca… Ve artık hiç… Hayal meyal
Görünmüyorlar bulutlarda bile…
Kurabilir misin tekrar, düşünsen?
Hayallerimizi bile yitirdik;
Dağılmış bir sofra bu, bitti şölen.
Sona kalmışlarsa biz gibi yenik.
Ne kadar yalnızız şu akşam vakti,
Bir selam bile yok artık verilen;
Anlamsız turistler gibiyiz şimdi
Kapalıçarsı’da sen, Köprü’de ben.
Söyle her doğruyu bilen güzel’im,
Sulara vurmuş gökyüzü mü? Neydi?
Uzanıp yıldızları tutsa elim
Bulur muyuz yeniden o cenneti?
Ruhumuz Boğaz’da, o eski yerde,
Yeni akımları umursamadan,
Bir hayalet gibi pencerelerde
Ne denli beklese de.. Hiç bir zaman.
Bir Tanrı ve tarih güzeli, tabu;
Güneş ve sular mucizesi, bir giz…
Her zaman sonsuz elbet, İSTANBUL bu.
Körelen belki de biziz.. Kalbimiz…

Ahmet Muhip Dıranas

İSTANBUL’U ÖZLEDİM
İstanbul’dan ziyade
İstanbul’u özledim
Tertemiz, saf ve sade
İstanbul’u özledim.

Gönül öksüz bu gece
Efkarlıdır her hece
Hasreti bile yüce
İstanbul’u özledim.

Nefes nefes aradım
Dert çekmeye yaradım
O’nda kaldı muradım
İstanbul’u özledim.

Ey masum bakışlı yar
Gözünde İstanbul var
En az gözlerin kadar
İstanbul’u özledim…

Uğur Işılak

10 Kasım Şiirleri

19 Eylül 2012 Şiir - Şiirler

10 Kasım Şiirleri

İzindeyiz

Bir 10 Kasım sabahı daha geldi çattı,
Sirenler uzun uzun, yalnız senin için çaldı,
Tam 71 yıl olmuş senden ayrı kalalı,
Çok özledi seni cumhuriyet’in evlatları

Bıraktığın ilkelerin izindeyiz merak etme!
Kimse bozamaz birliğimizi hiçbir sebeple,
Hep yaşayacak bu vatan Ata’m senin izinde,
Söz veririz her 10 Kasım saat dokuzu beş geçe.

Birkan Soylu – Ankara

10 Kasım şiirleri

Atatürk’üm

Dağlar rüzgarlarında, sular çağlayanında
Yalnız senin adını anıyor Atatürk’üm
Bütün ulus bu anda, bütün tarih bu anda
Öksüz bir evlat gibi yanıyor Atatürk’üm.

Ufuklara yaslanıp boynunu büken güneş
Derdini denizlere dağlara döken güneş
Göğsünü yırta yırta kalbini söken güneş
İçli bir gönül gibi kanıyor Atatürk’üm.

Nahit Nafiz Edgüer

Atatürk’üm

Türkiye’nin ortasında bir şehir var,
Şehrin ortasında bir müze;
Yatıyor orda Atatürk’üm
Vakur, mahzun.

Çeşmeler akmaz olmuş,
Dumanlar tütmez olmuş,
Yıl, bin dokuz yüz kırk dokuz yılıdır,
Şubat ayının on beşi.
Yol uzun, mevsim kış;
Dayan dizlerim dayan,
Uyan Atatürk uyan!

“Ey Türk gençliği” diye başlardı nutku.
Oku, hemşehrim Allah aşkına bir daha oku.
Türkiye’nin ortasında bir şehir var,
Şehrin ortasında bir müze;
Yapısı taştan
Şimdi yatıyor orda Atam,
Yaptıkları destan olmuş.

Rahmi DÖNMEZ

10 Kasım Yolculuğu

Omuzunda bir alev pelerin,
On sekiz kızın işlediği bayrak.
On sekiz numaralı top arabasıyla
Efem, Rasattepe’ ye çıkacak.

Bürümcük gömleği atmış sırtından,
Kurşun tabutları “zırh” diye giymiş.
Selâma durmuş yolunda ağaçlar,
Bayraklar önünde başını eğmiş.

Ağır ağır geçiyor halkın içinden,
Pelerini rüzgarda alev alev.
Eli, kılıç kabzasında olmalı…
Karargâhına gidiyor, sarışın Dev.

Omuzunda bir alev pelerin,
On sekiz kızın göz nuru bayrak.
On sekiz numaralı top namlusundan
Efem, gene konuşacak.

Ziya HANHAN

Atatürk Şiirleri

Atatürk’üm

Batmayan bir güneşsin,
Dağları aşıyorsun,
Yüreklerde sel gibi,
Çağlayıp coşuyorsun.

Her 10 Kasım sabahı,
Yeniden doğuyorsun,
Kurduğun Cumhuriyetle,
Ebedi yaşıyorsun.

Muharrem DEMİRBAŞ

Kasım Düşüncesi

Ben, uzun boylu kavağım
Bozulmuş telim duvağım,
Kasım rüzgârı alacağın olsun
Ne kuş yuva yapar başıma,
Ne ot biter gölgemde ne yosun
Vay benim garip başıma,
Bir işe yaramadım.

Ben, boz bulanık bir ırmağım
Benden usanmış toprağım,
Her sene Kasım dendi mi
Delirir tekmil kardeşlerim;
Ben de kapıp koyuverdim kendimi
Ötesini aramadım
Ötesini soramadım.

Ben dumanını yitirmiş dağım
Nerde benim dumanlarım,
Hani benim çobanlarım,
Siperdeki askerlerim?
Sisler arasında büyüyen parmağa
Uzanam dedim uzanamadım,
Varam dedim varamadım.

Ben, o geceki bayrağım
Dumlupınar’dan İzmir’e sallanan;
Bakmayın yarıda durduğuma,
Çok şükür
Gönlüm eskisi kadar,
Ne var ki şu Kasım rüzgârına
Göğüs geremedim.

Ben, mavisinden olmuş denizim
Kimseye zararım dokunmaz,
İşte balıkçıların yüzü
Bir ben bilirim çektiğimi
Kıyılarım bile anlamaz,
Öyle korkulu bir düş bu
Yoramadım.

Ben 1933 doğumlu
Ali Osman oğlu Nuri
Erzurum’un dağ köylerinden,
Nöbetçi gelmişem Rasattepe’ye,
Boyun burar ağlarmışam
Elini öpemedim paşam,
Yüzünü göremedim.

Mustafa Necati KARAER

Atatürk İnanmak Gibi

O,

Yurdun göklerinde kocaman bir göz,
Bize bakar bizi görür.
Kışlada, okulda, köyde, kentte
Başımız darda mı kaldı, yol verir
Düşüp önümüze bir ırmak gibi.

O,

Evlerimizin güvercin sıcaklığı,
Üstümüze gerilen kanat.
Bir eli batıya uzanmış
Altında süt beyaz bir at,
Bir rüzgâr, bir bayrak gibi.

O,

Karanlıkların ucunda parlayan,
Çaresizliklerde Ulus’un aklı.
Düşüncelerce özgür, kuvvetli,
Savaş alanlarında haklı,
Savaştığı toprak gibi.

O,

Uyku tutmayan geceleri,
Derdimizle ağrıyan baş.
Korkulu düşlerin serinliği,
Askeri, nöbette üşütmeyen ateş,
Sevgisi, sabaha uyanmak gibi.

O,

Anıttepe’den vuran yürek
Betimiz bereketimizdir bizim.
Çağlar geçse de ölümsüz, gerçek,
Gücümüz kuvvetimizdir bizim.
Sevmek gibi, inanmak gibi.

Mustafa Necati KARAER

Atatürk’e

Sana bağlanmış yürekten
Bütün ulus, oğul, uşak,
Yıllar var ki seninleyiz;
Yıllar var ki senden uzak!

Kimi ak der, kimi kara,
Yuvarlandık ordan ora,
Başımız gelince dara
Anıtkabrin oldu durak!

Her yıl gittin uzaklara,
Yokluğun içimizde yara,
Gösterdiğin amaçlara,
Engel oldu bir bir tuzak!

Sana bağlanmış yürekten
Bütün ulus, oğul, uşak,
Yıllar var ki seninleyiz;
Yıllar var ki senden uzak!

Ahmet KÖKLÜGİLLER

On Kasım Sabahı

10 Kasım sabahı
Bir rüzgâr eser ağır ağır
Anıtkabir’e doğru.
10 Kasım sabahı
Bütün Türklük bu rüzgârdadır.

10 Kasım sabahı
Toprak kımıldanıyor
Bak, dinle!
Deprem değil bu hemşerim,
Gazilerin, şehitlerin akınıdır
Anıtkabir’e.

Bu sabah
Türklüğün bayramı var
Anıtkabir’de.

Atatürk bizim başımızda
Atatürk şehitlerin başında,
Yüzyılların özlemini duymaktayım
Nesiller kucaklaşmasında.

Aydın OY

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »